Afrika ve Uluslar Arası Aktörler

21. yüzyılda Afrika kıtası, sahip olduğu zengin doğal kaynaklar, genç ve hızla büyüyen nüfusu, geniş pazarı ve Hint Okyanusu ile Atlantik Okyanusu’nu birbirine bağlayan stratejik jeopolitik konumu nedeniyle küresel güç rekabetinin en önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Aynı zamanda Sudan’daki iç savaş, Sahel bölgesindeki askerî darbeler ve terör tehdidi, Libya’daki siyasi bölünmüşlük ile Somali’deki güvenlik sorunları gibi krizler, kıtanın yalnızca bölgesel çatışmaların yaşandığı bir coğrafya olmanın ötesinde küresel ve bölgesel aktörlerin nüfuz mücadelesi yürüttüğü stratejik bir alan olarak öne çıkmasına yol açmıştır. Bu süreçte ABD, Fransa, Çin, Rusya, Türkiye, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), siyasi, ekonomik, askerî ve diplomatik araçları kullanarak Afrika’daki etkilerini kendi ulusal çıkarları doğrultusunda artırmaya çalışmakta; böylece kıta, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği çok boyutlu bir rekabet sahasına dönüşmektedir.

Türkiye

Türkiye’nin Afrika politikası son yıllarda ekonomik ilişkilerin ötesine geçerek güvenlik, diplomasi, savunma sanayii, insani yardım ve arabuluculuk ekseninde çok katmanlı bir yapıya dönüşmüştür. Ankara, Batılı aktörlerden farklı olarak sömürge geçmişinin bulunmamasını ve “eşit ortaklık-kazan kazan” yaklaşımını öne çıkarırken, sahada somut sonuçlar üreten güvenlik ve kalkınma projeleriyle kıtadaki etkisini artırmaktadır. Bu yönüyle Türkiye, Çin’in ekonomik yatırım modeli ile Rusya’nın güvenlik odaklı yaklaşımı arasında daha dengeli bir politika izlemektedir.

Türkiye’nin en güçlü olduğu alanlardan biri Afrika Boynuzu olmuştur. Özellikle Somali, Türkiye’nin Afrika politikasının en başarılı örneklerinden biridir. 2011’de yaşanan kıtlık sonrası başlayan insani yardım süreci, bugün askerî eğitim, altyapı yatırımları, liman ve havalimanı işletmeciliği ile enerji iş birliklerine dönüşmüştür. Mogadişu’daki TURKSOM Askerî Eğitim Üssü, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askerî eğitim tesisidir ve Somali ordusunun yeniden yapılandırılmasında kritik rol oynamaktadır. 2024 yılında imzalanan Türkiye-Somali Savunma ve Denizcilik İş Birliği Anlaşması ile Türkiye, Somali’nin deniz güvenliğinin geliştirilmesine destek vermeye başlamış ve Hint Okyanusu’ndaki stratejik varlığını güçlendirmiştir. Milli Savunma Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre, TCG Sancaktar, TCG Gökova ve TCG Bafra’dan oluşan Türk deniz unsurları, Somali Türk Görev Kuvveti’ne lojistik destek sunacak, Somali’nin deniz yetki alanlarında araştırma yapacak ve Çağrı Bey sondaj gemisine refakat etmek amacıyla bölgede görev yapacaktır.

Türkiye’nin diplomatik kapasitesi de son dönemde dikkat çekici biçimde artmıştır. Etiyopya ile Somali arasında Somaliland krizi nedeniyle ortaya çıkan gerilim, Ankara’nın yürüttüğü yoğun diplomasi sonucunda Aralık 2024’te Ankara Bildirisi ile yumuşatılmıştır. Türkiye, iki ülke arasında doğrudan diyalog kurulmasını sağlayarak Afrika Boynuzu’nda bölgesel savaş ihtimalini azaltmış ve arabuluculuk kapasitesini uluslararası düzeyde göstermiştir. Bu gelişme, Türkiye’nin yalnızca askerî değil, diplomatik açıdan da kıtada etkili bir aktör hâline geldiğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin Libya politikası ise Afrika ile Doğu Akdeniz stratejisinin kesişim noktasını oluşturmaktadır. Ankara, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Trablus merkezli hükümete verdiği destek sayesinde hem Libya’daki siyasi denklemde etkili olmuş hem de 2019 Deniz Yetki Alanları Mutabakatı ile Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı tezlerini güçlendirmiştir. Böylece Libya, Türkiye açısından yalnızca bir Afrika ülkesi değil, enerji güvenliği, Mavi Vatan doktrini ve Sevilla Haritası’na karşı geliştirilen stratejinin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.

Yazının tamamını BURADAN okuyabilirsiniz.

Dilek YÜCEL – SvS Stajyeri

Paylaş