Kudüs’ün Jeopolitik Denklemi ve Uluslararası Güç Mücadelesi

Kudüs, salt bir coğrafi koordinat olmanın ötesinde, üç semavi din için taşıdığı teopolitik
değerle küresel bir ideolojik çekim merkezidir. Müslümanlar için ilk kıble olan Mescid-i
Aksa, Hristiyanlar için kutsal mekanlar ve Yahudiler için tarihsel mirasın merkezi olması,
şehri dünyanın en hassas manevi enerji hattı haline getirir. Günümüzde Kudüs’ün
statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının en temel sorunu olarak kabul edilmektedir. Mescid-i
Aksa’nın Ürdün himayesinde olmasına rağmen, Yahudi grupların polis korumasında
bölgeye girmesi, sahada sürekli bir gerginlik potansiyeli oluşturmaktadır.


Dönüşen Roller ve Uluslararası Hukuk Çıkmazı


1948 Arap-İsrail Savaşı sonucunda Kudüs’ün bölünmesi, modern krizin başlangıç
noktasını oluşturmuştur. Savaşın sonunda Batı Kudüs İsrail, Doğu Kudüs ise Ürdün
tarafından ele geçirilmiş; bu süreçte binlerce sivil yerinden edilmiştir. İsrail, 1967’deki
Altı Gün Savaşı ile Doğu Kudüs’ü ele geçirerek şehri belediye sınırlarına dâhil etmiş ve
1980 yılında çıkardığı “Kudüs Kanunu” ile şehri İsrail’in “bölünmez başkenti” ilan etmiştir.
Ancak uluslararası toplum, bu ilhakı kabul etmeyerek Doğu Kudüs’ü İsrail işgali altında
olan Filistin Devleti sınırı olarak tanımlamaya devam etmektedir.


Küresel Aktörlerin Ajandası ve Bilgi Savaşı


Kudüs, büyük güçlerin nüfuz mücadelesi verdiği çok katmanlı bir arenadır. Birleşmiş
Milletler’in Kudüs için önerdiği uluslararası rejim (Corpus Separatum) planının 1948
savaşı nedeniyle hayata geçirilememiş olması, şehri tek taraflı diplomatik ve askeri
hamlelere açık hale getirmiştir. (Vikipedi, 2024) Günümüzde ABD, şehri İsrail’in başkenti
olarak tanıyarak “tek taraflı oyun kurucu” rolünü pekiştirirken; Rusya ve Çin gibi aktörler,
“çok kutupluluk” ve uluslararası hukuk vurgusuyla Batı hegemonyasına karşı alternatif bir
denge oluşturmaya çalışmaktadır. (BM Güvenlik Konseyi, 478 Sayılı Karar)
Bu mücadele sadece sahada değil, “Dijital Diplomasi” alanında da stratejik bir boyuta
evrilmiştir. Sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon ve “kimlik mücadelesi”,
Kudüs krizini siber alanda küresel bir bilgi savaşına dönüştürmüştür. Bu tür stratejik
adımlar, bölgesel güç dengelerini ve ittifak düzenlemelerini kökten değiştiren bir nitelik
taşımaktadır. Bu noktada Doğu Kudüs’teki TRT ve Anadolu Ajansı temsilcilikleri,
bölgedeki gelişmeleri doğrudan ve ilk elden dünya kamuoyuna duyurarak bilgi akışında
kritik bir denge unsuru oluşturmaktadır. (T.C. Kudüs Başkonsolosluğu, 2024)


Türkiye’nin Tavrı: Yumuşak Güç ve İnsani Diplomasi


Türkiye, 1967 sınırları çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir
Filistin Devleti’ni desteklemektedir. İki halk arasındaki dört asırlık ortak yaşam ve
kardeşlik bağları, Türk dış politikasının bu meseleye öncelik vermesindeki en belirleyici
unsurdur. Bölgede TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Türk Kızılayı ve YTB gibi kurumlar
aracılığıyla yürütülen kültürel ve insani faaliyetler, Türkiye’nin sahadaki “yumuşak güç”
varlığını pekiştirmektedir. (T.C. Kudüs Başkonsolosluğu, 2024) Ayrıca Türkiye, 2012
yılında Filistin’in BM’de “Üye Olmayan Gözlemci Devlet” statüsü kazanmasına öncülük
ederek diplomatik alandaki desteğini somutlaştırmıştır.


Sonuç: Stratejik Bir Değerlendirme


Sonuç olarak Kudüs; dini değerlerin siyasallaştığı ve büyük güçlerin stratejik hamlelerini
bu kutsallık üzerinden kurguladığı bir merkezdir. Şehirdeki işgal ve mülksüzleştirme
politikaları son bulmadan, Orta Doğu’da kalıcı bir istikrardan bahsetmek mümkün
görünmemektedir. Yapılan bu çalışma, kriz bölgelerindeki jeopolitik denklemlerin
tarihsel süreçlerden bağımsız düşünülemeyeceğini ve bölgesel dengelerin uluslararası
sistem üzerindeki belirleyici etkisini kavramak açısından önemli bir perspektif
sunmuştur.

Melike ALKAN SvS Stajyeri

Paylaş