Batı Akdeniz ve Kuzey Afrika’da Jeo-Stratejik Düğüm: Hibrit Savaş, Göçün Araçsallaştırılması ve İsrail-Fas-İspanya Denklemi

Batı Sahra’nın Stratejik ve Ekonomik Önemi

Batı Sahra, Kuzey Afrika’nın Atlantik kıyılarında yer almaktadır. Kuzeyinde Fas, doğusunda Cezayir, güneybatısında ise Moritanya ile komşu olan 266.000 kilometrekarelik kritik bir bölgedir.Kuzey Afrika ile Sahra Altı’nı bağlayan kara ticaret yollarına, Atlantik deniz rotalarına ve Akdeniz’e yakınlığıyla kritik jeopolitik değere sahiptir. Zengin fosfat yatakları, verimli balıkçılık sahaları, petrol/doğal gazın bulunduğu iddiaları ve rüzgar ile güneş enerjisi yatırımlarına uygun iklimiyle yüksek ekonomik potansiyel barındırır.

Tarihsel Arka Plan

Halkı Sünni Müslüman olan Sahravi toplumunun yaşadığı Batı Sahra, uzun yıllar İspanyol sömürge yönetimi altında kalmıştır. 1963 yılında BM Dekolonizasyon Komitesi tarafından “sömürgecilikten kurtarılacak bölgeler” arasına alınmıştır. BM’nin self-determinasyon (kendi kaderini tayin etme) hakkı uygulaması ile sömürge yönetimi sona erdirilmek istenmiş ancak İspanya’nın çekilme sürecinde Fas ve Moritanya bölgeye ilişkin hak taleplerini ortaya çıkarmış, bu durum Sahravilerin self-determinasyon hakkını kullanmasını engellemiştir. Sonraki süreçte Moritanya iddiasından vazgeçerken Fas bölgenin büyük bölümünü kontrol altına almış, Sahravilerin bağımsızlığını savunan Polisario Cephesi ise mücadelesini sürdürmüştür.

Günümüzde Batı Sahra

Günümüzde Batı Sahra halkı üç farklı alana parçalanmış durumdadır; zengin kaynaklara sahip geniş alan Fas’ın ördüğü güvenlik duvarının (Berm) arkasında Rabat yönetimindeyken, daha küçük çöl şeridi bağımsızlık yanlısı Polisario Cephesi’nin kontrolündedir ve nüfusun bir kısmı da Cezayir’deki mülteci kamplarında yaşamaktadır. Temel anlaşmazlık, bölgeyi kendi tarihsel parçası olarak görüp sadece sınırlı bir özerklik teklif eden Fas ile tam bağımsız bir devlet kurmak isteyen Polisario Cephesi arasındaki hedef farklılığından doğmaktadır.

Bölgesel Krizin Küresel Kırılma Noktaları

Bu bölgesel anlaşmazlık, günümüzde sadece iki aktör arasında sınırlı kalmayıp Fas’ın dış politikasında hibrit bir tehdit unsuruna dönüşmüştür. Fas’ın katı tutumunun arkasında “Büyük Fas Projesi” yatmaktadır. Rabat yönetimi, Batı Cezayir’in büyük bir kısmını, Mali’nin kuzeyini, Moritanya’yı ve Batı Sahra’nın tamamını tarihsel Fas coğrafyasının doğal bir parçası olarak görmekte; İspanyol sömürgesi yaşamış bölgeleri birleştirmeyi öngören Fas merkezli yayılmacı bir plan izlemektedir.”Fas’ın bu tarihsel ve yayılmacı hedefleri, 2020 yılında imzalanan İbrahim Anlaşmaları ile küresel bir ivme kazanmıştır.  ABD’nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıması ve Rabat-Tel Aviv hattındaki normalleşme, Fas’a İsrail’in askeri, siber ve teknolojik gücünü kazandırmış ve bölgesel özgüvenini artırmıştır. Diplomatik olarak elini güçlendiren Rabat yönetimi, Batı Sahra meşruiyetini Avrupa’ya da kabul ettirebilmek adına kontrolünde tuttuğu düzensiz göç dalgalarını bir siyasi baskı aracına dönüştürmüştür.

Düzensiz Göçün Araçsallaştırılması ve İspanya Krizi

Bu jeopolitik kırılmanın İspanya’ya yansıması ise 2021 yılındaki Brahim Ghali krizi ile olmuştur. Polisario liderinin İspanya’da tedavi edilmesine tepki gösteren Fas, Ceuta sınır denetimlerini kaldırarak on binlerce göçmeni saatler içinde İspanya topraklarına yönlendirmiş; göçü açık bir baskı aracı olarak kullanmıştır. Sınır güvenliği kilitlenen ve ABD-İsrail desteğini arkasına alan Fas karşısında yalnızlaşan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, 2022 yılında geri adım atarak Fas’ın Batı Sahra özerklik planını “en ciddi ve gerçekçi temel” kabul ettiğini açıklamıştır. İspanya’nın verdiği bu stratejik taviz Polisario’nun ana destekçisi ve İspanya’nın en büyük doğal gaz tedarikçisi olan Cezayir ile köprülerin atılmasına ve gaz sevkiyatında pürüzler yaşanmasına neden olmuştur. İspanya Başbakanı Sánchez, özerklik planını tanıyarak göç baskısını bitirmeyi hedeflemişse de uluslararası siyasette tek taraflı tavizler karşı tarafın taleplerini sonlandırmamaktadır. Nitekim Fas, Batı Sahra’daki konumunu sağlamlaştırdıktan sonra gözünü İspanyol egemenliğinde bulunan ve “sömürge kalıntısı” olarak gördüğü Ceuta ve Melilla kentlerine dikmiştir. Madrid’in geri adım atmasını bir zafiyet olarak değerlendiren Rabat yönetimi, sınır güvenliğini ve göçmen akınlarını bu iki şehir üzerindeki egemenlik iddiasını diri tutmak için bir koz olarak kullanmaya devam etmiştir.

Sıla OFLUOĞLU- SvS Stajyeri

Yazının tamamını BURADAN okuyabilirsiniz.

Paylaş