GİRİŞ
Türkiye’nin Afrika kıtasına yönelik dış politikası, özellikle 2000’li yıllardan itibaren ekonomik, siyasi, diplomatik ve güvenlik boyutlarını içeren çok yönlü bir yapıya dönüşmüştür. Bu dönüşümün temel unsurlarından biri Türkiye’nin kıta ülkeleriyle diplomatik temsil düzeyini artırması olurken, diğer önemli unsur ekonomik ve ticari ilişkilerin genişletilmesidir. Bununla birlikte son yıllarda Türk dış politikasında savunma sanayii de Afrika ülkeleriyle ilişkilerin önemli araçlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye’nin özellikle insansız hava araçları, zırhlı araçlar, elektronik sistemler ve çeşitli savunma platformları alanında geliştirdiği kapasite, ülkenin uluslararası savunma pazarındaki görünürlüğünü artırmıştır. Savunma sanayii ihracatındaki artış yalnızca ekonomik bir gelişme olarak değerlendirilmemelidir. Savunma ürünlerinin tedariki; eğitim, bakım, teknik destek, personel yetiştirme ve askerî kurumlar arasındaki temaslar nedeniyle uzun süreli ilişkiler meydana getirebilmektedir. Bu nedenle savunma sanayii, ekonomik bir sektör olmanın yanında dış politika ve savunma diplomasisinin araçlarından biri olarak da değerlendirilebilir .
Mali, Türkiye’nin Afrika politikasında savunma sanayii ve güvenlik ilişkilerinin incelenmesi bakımından dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. Ülke 2012 yılından itibaren ciddi siyasi ve güvenlik krizleriyle karşı karşıya kalmış; kuzeyde başlayan Tuareg isyanı, askerî darbe, terör örgütlerinin faaliyetleri ve devlet otoritesinin ülkenin tamamında etkili olamaması birbirini besleyen sorunlar meydana getirmiştir. 2012 yılında gerçekleşen askerî darbenin ardından siyasi istikrarsızlık derinleşirken, kuzey bölgelerdeki silahlı grupların faaliyetleri Mali’nin toprak bütünlüğü ve merkezi devlet otoritesi açısından önemli bir tehdit oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda terör faaliyetlerinin ülkenin merkez ve güney bölgelerine doğru yayılması, Mali’nin güvenlik problemini yalnızca kuzeydeki bir isyan meselesi olmaktan çıkarmıştır. Bu gelişmeler Mali’nin askerî kapasitesinin modernleştirilmesi, istihbarat ve gözetleme imkânlarının geliştirilmesi ve sınır güvenliğinin güçlendirilmesi gibi ihtiyaçları daha görünür hâle getirmiştir .
Türkiye ile Mali arasındaki ilişkiler de bu güvenlik ortamından bağımsız gelişmemiştir. Türkiye’nin Bamako Büyükelçiliği’nin 2010 yılında faaliyete geçmesi, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurumsallaşması açısından önemli bir gelişme olmuştur. Bunun yanında Türkiye ve Mali arasında savunma sanayii alanında 3 Şubat 2015 tarihinde imzalanan anlaşma, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin hukuki temelini oluşturan önemli belgelerden biridir.
Söz konusu anlaşmanın onaylanması 6852 sayılı Kanun ile uygun bulunmuş ve 16 Mart 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anlaşmanın varlığı, Türkiye-Mali savunma ilişkilerinin yalnızca son dönemde gündeme gelen insansız hava aracı tedariklerinden ibaret olmadığını, daha erken bir tarihte kurumsal bir zemine oturtulmaya çalışıldığını göstermektedir.
Bu açıdan Türkiye-Mali ilişkilerinin savunma boyutunun incelenmesi, Türkiye’nin Afrika’ya yönelik dış politikasında savunma diplomasisinin giderek artan önemini anlamak bakımından önemlidir. Bu çalışma, Türk savunma sanayiinin Mali’deki rolünü üç temel boyut üzerinden incelemektedir. İlk olarak Mali’nin siyasi ve güvenlik yapısı ile terör tehdidinin niteliği ele alınarak Mali’nin neden modern savunma teknolojilerine ihtiyaç duyduğu açıklanmaktadır. İkinci olarak Türkiye’nin Afrika politikası içerisinde savunma sanayiinin yükselen rolü ve Türkiye-Mali savunma ilişkilerinin hukuki ve diplomatik altyapısı değerlendirilmektedir. Üçüncü olarak ise özellikle insansız hava araçları üzerinden Türk savunma sanayiinin Mali’nin terörle mücadele kapasitesine sağlayabileceği katkılar eleştirel bir perspektifle analiz edilmektedir. Burada temel argüman, Türk savunma sanayiinin Mali açısından önemli teknolojik imkânlar sunmasına rağmen, savunma teknolojilerinin tek başına Mali’deki terör ve istikrarsızlık sorunlarını çözmesinin mümkün olmadığıdır. Dolayısıyla Türkiye-Mali savunma ilişkileri, askerî teknoloji transferinin yanı sıra siyasi istikrar, kurumsal kapasite, insan kaynağı ve bölgesel güvenlik bağlamında değerlendirilmelidir .
Yazının tamamını BURADAN okuyabilirsiniz.
Deniz HASIRCI – SvS Yazarı






