Karbon Sınırında AB’nin Yeni Dönemi: CBAM’ın Satın Almaya Etkileri, Uzak Doğu Rekabeti ve Türkiye’nin Yeşil Dönüşümü

Küresel ticaretin ve sanayi politikalarının belki de en dönüştürücü unsurlarından biri olan Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı, yani CBAM’ı, “Avrupa Birliği ve Düşük Emisyon Baskısı” bağlamında ele alacak olursak; öncelikle, böyle bir mekanizmaya neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak için içinde bulunduğumuz iklim krizinin boyutlarını kısaca hatırlayalım. 2015 sonrası yaşanan en sıcak beş yıl, hızla yok olan biyolojik çeşitlilik ve artan doğal afetler, artık ‘işler eskisi gibi yürüyemez’ noktasına getirmiştir. OECD ve Ripple gibi araştırmacıların da vurguladığı gibi, doğrusal ekonomi modeli gezegenimizi taşıyamaz hale getirmiş ve bu tablo Avrupa Birliği’ni radikal adımlar atmaya itmiştir. 2019’da ilan edilen Avrupa Yeşil Mutabakatı (EGD) ile AB, 2030’a kadar emisyonlarını %55 azaltmayı ve 2050’de karbon-nötr olmayı hedeflemektedir.

Ancak bu iddialı hedefin önünde büyük bir engel vardı: Karbon kaçağı. Yani, AB içindeki sıkı kurallardan kaçan sanayinin, kuralların daha gevşek olduğu ülkelere taşınmasıdır. Bu, küresel emisyonları azaltmadığı gibi, AB ekonomisini de vuruyordu. İşte tam bu noktada, karbon kaçağını önlemek ve rekabet eşitliğini sağlamak için tasarlanan CBAM devreye girmektedir.

CBAM Nedir ve Nasıl Çalışır?

Peki, bu mekanizma tam olarak ne? En basit tabirle, AB’ye ihraç edilen ürünlerin, üretimleri sırasında saldıkları karbonun maliyetini, AB sınırında tahsil etme yöntemi diyebiliriz.

Bu bağlamda CBAM’ın üç temel amacı vardır: Birincisi, karbon kaçağını önleyerek küresel emisyonların yer değiştirmesini engellemek. İkincisi, AB içinde karbon maliyetine katlanan yerli üreticilerin rekabet gücünü korumak. Üçüncüsü ve belki de en stratejik olanı, ticaret ortaklarını kendi karbon fiyatlandırma sistemlerini kurmaya zorlamak.

Halil Efe AKKAYA – SvS Yazarı

Yazının tamanını BURADAN okuyabilirsiniz.

Paylaş