Türkiye-AB İlişkilerinin Dönüşümü: Stratejik Ortaklıktan Kriz Yönetimine

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, yalnızca iki aktörü ilgilendiren bir mesele olmanın ötesinde, tüm transatlantik topluluğun geleceğini şekillendiren stratejik bir konudur. 1963 Ankara Anlaşması ile başlayan bu ilişkiler, Türkiye’nin aday ülke statüsü kazanması ve müzakere süreçlerinin başlamasıyla şekillenmiştir. İlişkilerin başlangıcından bugüne uzanan süreçte, ekonomik entegrasyon, enerji iş birliği ve göç yönetimi gibi alanlarda önemli kazanımlar elde edilmiş; ancak Kıbrıs sorunu, Doğu Akdeniz gerilimleri ve yükselen popülist hareketler bu stratejik ortaklığı giderek bir kriz yönetimine dönüştürmüştür.

Ekonomik Boyut: Gümrük Birliği ve Enerji Köprüsü

Ekonomik açıdan bakıldığında, Gümrük Birliği iki taraf arasındaki ticari bağları önemli ölçüde güçlendirmiştir. Ancak mevcut anlaşmanın modernizasyonu sorunu yıllardır çözüm beklemektedir. Ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesinin bölgesel istikrara da katkı sağlayacağı yaygın olarak kabul edilmektedir.

AB ile entegrasyon yalnızca Türkiye’ye katkı sağlamamakta aynı zamanda Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle olası entegrasyon derinleşmesinden Avrupa Birliği’nin de faydalanacağını söylemek sanırım yanlış olmaz. Bu süreçte Türkiye, TANAP ve Güney Gaz Koridoru gibi projeler ile doğal bir enerji köprüsü konumundadır ve AB’nin Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmaktadır. Ek olarak bu projeler, enerji sektöründe ulusal güvenlikle doğrudan bağlantılı oldukları için stratejik önem taşımaktadır. Ayrıca Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları, iklim değişikliğiyle mücadele bağlamında Avrupa Yeşil Mutabakatı ile doğrudan uyumludur.

Göç Boyutu: Yönetimden Güven Bunalımına

2011’deki Arap Baharı ve 2015’teki mülteci krizinin ardından tablo giderek karmaşıklaşmıştır. Bu zorlukla başa çıkmak için AB, küresel yaklaşımını yenileyerek menşe ve transit ülkelerle iş birliğini genişletme kararı almıştır (Yılmaz & Elmas, 2020). 2016’da imzalanan AB-Türkiye Göç Mutabakatı ile Türkiye yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yaparak Avrupa için bir tampon bölge haline gelmiştir.

Ancak AB’nin gerekli finansman ve desteği sağlamaması, vize serbestisi sürecinde kolaylaştırma yapmaması Türk tarafında büyük hayal kırıklığına yol açmıştır. Bu bağlamda anlaşmanın hukuki yönleri tartışılmaktadır. AB, AB-Türkiye Mutabakatı’nı bağlayıcı bir uluslararası antlaşma olarak değil, bağlayıcı olmayan siyasi bir taahhüt olarak ele alarak bu karmaşıklıktan kaçınmaya çalışmıştır (Garcia, 2026). Tüm bu durumlar AB ile Türkiye arasındaki güven sorunlarını derinleştirmektedir.

Siyasi Boyut: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Gerilimleri ile Ayrışma Politikaları

Siyasi açıdan ilişkilere baktığımızda, Kıbrıs sorununun AB katılım sürecinde bir engel teşkil ettiğini görmekteyiz. Bu süreçte Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölge anlaşmazlıkları ve çifte standartların ortaya çıkması AB-Türkiye ilişkilerini derinden sarsmıştır. Nisan 2026’da Güney Kıbrıs’ta düzenlenen liderler zirvesi bunu açıkça göstermiştir. Avrupa Güvenlik Komitesi’nin Türkiye’yi Horizon Europe programından dışlama yönündeki oylaması, duvar örme stratejisine bir örnektir.

Bu duvar örme stratejisinin bir başka örneği olarak, AB’nin NATO üyesi olmayan AB üyelerini PESCO gibi savunma girişimlerinden dışlama stratejisi gösterilebilir. Bu strateji, yetenekli ve istekli müttefikleri dışlamaktadır. Bu tür girişimler Avrupa savunmasını güçlendirmemekte, aksine parçalamaktadır. Dolayısıyla Rusya’ya karşı caydırıcılık konusunda ciddi olunacaksa, AB’nin bu stratejiyi terk etmesi gerekmektedir.

Güvenlik Boyutu: Stratejik İşbirliğinden Anlaşmazlıklara

AB-Türkiye ilişkilerinin güvenlik boyutu NATO perspektifinden özellikle önemlidir. Türkiye’nin jeostratejik konumu, AB’nin güvenlik politikaları açısından kritik öneme sahiptir (Pinto, 2010). Örneğin, Libya’daki gelişmeler, İran ve Suriye’deki savaşlar, AB’nin Türkiye ile güvenlik iş birliği ihtiyacını artırmıştır.

Ancak Türkiye’nin bölgedeki Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi operasyonları, AB ile Türkiye arasındaki anlaşmazlıkları derinleştirmiş ve iş birliğini zorlaştırmıştır. Türkiye’nin savunma sanayiinde kaydettiği atılımlar, Bayraktar TB2, Akıncı, Kızılelma gibi insansız hava araçları ile kendi askeri kapasitesini artırmış olsa da, bu bağımsızlaşma hamleleri AB ve NATO içinde Türkiye’nin “güvenilir müttefik” algısını zedelemiştir. AB, Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselişini bir iş birliği fırsatı olarak görmek yerine, ittifak disiplininden uzaklaşma olarak yorumlamış ve Türkiye’yi PESCO gibi savunma girişimlerinden dışlayarak ‘’duvar örme’’ stratejisini sürdürmüştür. Bu durum, Türkiye’yi güvenlik alanında Çin ve Rusya gibi alternatif ortaklara yöneltmekte ve böylece stratejik iş birliği temelinde inşa edilen güvenlik ilişkisi giderek bir güven krizine dönüşmektedir.

Sosyal ve Kültürel Boyut: Yumuşak Güçten Popülist Tepkilere

İlişkilere bir başka perspektiften bakıldığında, AB-Türkiye ilişkilerinin yalnızca resmi düzeyde değil, sivil toplum düzeyinde de geliştirilmesi gerekmektedir (Göksel & Güneş, 2005). Erasmus programları ve kültürel değişim programları gibi yumuşak güç girişimleri aracılığıyla karşılıklı anlayış teşvik edilebilir ve önyargılar azaltılabilir. Bu tür girişimlerin bölgedeki siyasi gerilimleri azaltacağı ve resmi diplomasinin ulaşamadığı yerlere ulaşacağı düşünülmektedir.

Ancak, Avrupa’da yükselen sağ popülist hareketlerin AB-Türkiye ilişkileri üzerindeki etkisi de yadsınamaz bir gerçekliktir (Kaya, 2018). Avrupa’da İslamofobi ve göçmen karşıtı söylemler nedeniyle endişeler büyümekte ve partiler daha sert politikalar benimsemektedir. Bu durum iş birliğini her geçen gün daha da zorlaştırmaktadır. İsveç’te büyükelçilik önünde Kur’an-ı Kerim’in yakılması bu durumun en somut örneği olarak verilebilir.

Sonuç: Karşılıklı Bağımlılık ve Normalleşme İhtiyacı

Sonuç olarak, karşılıklı bağımlılık gerçeği, ilişkilerin bugün devamını sağlayan en önemli faktördür. Türkiye, jeostratejik konumu, enerji koridorları, göç yönetimindeki rolü ve savunma sanayiine yaptığı katkı ile AB nezdinde bir bağımlılık yaratırken; AB de vize serbestisi, Gümrük Birliği ticareti ve sağladığı finansman ile Türkiye için benzer bir bağımlılık oluşturmaktadır. Bu bağlamda her iki tarafın da taviz vererek orta yol araması ve ilişkileri normalleştirmesi gerekmektedir. Bu süreci desteklemeye ve kolaylaştırmaya yönelik hazırlıklar bulunmaktadır.

Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, ilişkilerin restorasyonu için önemli bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. 8-9 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen bu zirve, ittifakın 75. yıl dönümüne denk gelmiş ve oldukça yoğun bir gündemle toplanmıştır. Zirve sonucunda yayınlanan bildiride, Doğu kanadının caydırıcılığının güçlendirilmesi, savunma harcamalarının artırılması ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi gibi konularda mutabakata varılmıştır. Bu gelişmeler, Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlandırılması için diplomatik kanalların açık olduğunu açıkça göstermektedir.

HALİL EFE AKKAYA

-SvS Yazarı

KAYNAKÇA

Baydar, Y. (2026, May 5). “Precious solitude”: Is Türkiye trapped in foreign-policy limbo? Kathimerini.

Directorate for EU Affairs of Türkiye. (2024, August 9). History of Türkiye–EU relations.

Garcia, M. (2022). Legal complications and outcomes of the EU–Türkiye statement. Fares Center for Eastern Mediterranean Studies.

Göksel, D. N., & Güneş, R. B. (2009). The role of NGOs in the European integration process: The Turkish experience. South European Society and Politics, 10(1), 57–72.

Kaya, A. (2018). Right-wing populism and Islamophobism in Europe and their impact on Türkiye–EU relations. Southeast European and Black Sea Studies, 18(1), 1–28.

Observatoire de la Turquie. (2026, April 25). EU–Türkiye relations nosedive ahead of Cyprus summit. Eurasia Review.

Olsen, M. (2023, January 23). Türkiye threatens to block Sweden NATO bid after Quran burning. Courthouse News Service.

Parlar Dal, E., & Dipama, S. (2023). Re-scaling and globalizing EU–Türkiye bilateral relations in the changing global political landscape. Insight Türkiye, 20(77).

https://doi.org/10.25253/99.2023201.05

Pinto, M. do C. (2010). Türkiye’s accession to the European Union in terms of impact on the EU’s security and defence policies: Potential and drawbacks. Revista Brasileira de Política Internacional, 53(1).

Yılmaz-Elmas, F. (2020). EU’s global actorness in question: A debate over the EU–Türkiye migration deal. Uluslararası İlişkiler, 17(68), 161–177.

Paylaş