Japonya’nın savunma politikası son yıllarda sessiz fakat kapsamlı bir dönüşüm geçiriyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen pasifist güvenlik anlayışının hukuki sınırları korunurken Tokyo; savunma kapasitesini artırma, caydırıcılığını güçlendirme ve güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirme yönünde daha aktif bir çizgiye ilerliyor.
Bu dönüşüm yalnızca Japonya’nın yakın çevresindeki tehditlerle sınırlı değil. Tokyo, güvenlik perspektifini Doğu Asya’dan Hint-Pasifik’e, oradan da Euro-Atlantik güvenlik alanına uzanan daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Türkiye ile gelişen savunma ve güvenlik ilişkileri de bu yeni stratejik yaklaşımın dikkat çekici boyutlarından birini oluşturuyor.
Japonya Savunmasında Yeni Dönem
Japonya’nın savunma politikasındaki en önemli değişim, yalnızca mevcut saldırıları karşılamaya dayalı bir anlayıştan daha güçlü bir caydırıcılık modeline geçiştir. Çin’in askerî kapasitesindeki artış, Tayvan Boğazı’ndaki gerilim, Doğu Çin Denizi’ndeki rekabet, Kuzey Kore’nin füze programı ve Rusya’nın Asya-Pasifik’teki askerî faaliyetleri Tokyo’nun savunma planlamasını doğrudan etkiliyor.
Japonya’nın 2022’de kabul ettiği Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Ulusal Savunma Stratejisi, bu değişimin temel çerçevesini oluşturdu. Belgelerde stand-off savunma kapasitesi, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, uzay, siber alan, elektromanyetik harp, komuta-kontrol ve istihbarat gibi alanlar önceliklendirildi.
Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ
Berfin HANÇOBAN – SvS Stajyeri






