1.1.İRAN’IN GÜVENLİK POLİTİKALARININ TEMELLERİ VE İDEOLOJİK ŞEKİLLENİŞİ
İran’ın güvenlik politikası, Orta Doğu’nun karmaşık tarihi, zengin enerji kaynakları ve jeopolitik kırılmaları içinde şekillenmiştir. 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi, Tahran’ın ulusal güvenlik anlayışını kökten bir değişime uğratmıştır. Devrim öncesinde Pehlevi Hanedanlığı döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki en yakın müttefiki ve “jandarması” konumunda olan İran,[1] devrim sonrasında radikal bir dönüşüm geçirmiştir. Yeni rejim, Dini Lider Ayetullah Humeyni’nin öncülüğünde “Ne Doğu Ne Batı”[2] ilkesini benimsemiş ve kendisini hem küresel süper güçlerin vesayetinden hem de bölgesel statükodan tamamen soyutlayan bağımsız bir güvenlik çizgisi oturtmuştur. İran güvenlik stratejisinin üç temel taşı bulunmaktadır: Ülkenin toprak bütünlüğünü korumak, siyasi bağımsızlığını ve İslami rejim yapısını muhafaza etmek ve İslam dünyasında etkin bir bölgesel güç haline gelmektir. Anayasanın 146. maddesi uyarınca yabancı devletlerin İran topraklarında askeri üs kurması kesin olarak yasaklanmış, dış müdahaleler hayati bir tehdit olarak tanımlanmıştır. ABD “Büyük Şeytan”, İsrail ise “Küçük Şeytan” olarak hedefe konmuş; Basra Körfezi’ndeki Amerikan askeri varlığı bölgedeki istikrarsızlığın ana kaynağı olarak görülmüştür.
İran’ın ulusal kimliği ve güvenlik yaklaşımı iki ana kolon üzerine inşa edilmiştir: İranlılaştırılmış Şii İslam anlayısı ve köklü Fars/İran milliyetçiliği. Bu iki unsur zaman zaman birbiriyle rekabet etse de, devlet mekanizması tarafından sistemin bekası için başarıyla harmanlanmıştır. [3]Devrimin ilk yıllarında “Devrim İhracı” politikası ön plandaydı. Humeyni, devrimin sınırları aşarak tüm Müslüman toplumlara yayılmasını hedefliyordu. Ancak zamanla yaşanan büyük krizler, özellikle sekiz yıl süren yıkıcı İran-Irak Savaşı ve ağır ekonomik yaptırımlar, Tahran’ı ideolojik söylemlerden pragmatik devlet çıkarlarına doğru kaydırmıştır.[4] İran’ın zayıf konvansiyonel askeri kapasitesi ve ekonomik kırılganlığı, güvenlik planlamasında “asimetrik savaş” ve “caydırıcılık” kavramlarını ön plana çıkarmıştır.[5] Komşuları veya küresel güçlerle konvansiyonel bir çatışmada teknolojik ve mali açıdan geride kalacağını bilen İran; füze programlarına, kitle imha silahı kapasitesine, Hürmüz Boğazı’nı kapatabilme yeteneğine ve ülke sınırları dışındaki vekil unsurlara (milis yapılara) odaklanmıştır.[6]
1.2.GÜVENLİK POLİTİKALARINI BİÇİMLENDİREN TARİHSEL DÖNÜM NOKTALARI
1.2.1.İran-Irak Savaşı (1980-1988) ve Yalnızlık Hissiyatı
İran-Irak Savaşı, çağdaş İran güvenlik bilincinin ve savunma doktrininin en derin travmasıdır. Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’ın 1980 yılında İran topraklarını işgaliyle başlayan savaş, sekiz yıl sürmüş ve her iki taraftan yüzbinlerce insanın ölümüne yol açmıştır. [7]
İran için bu savaş, stratejik tecrit ve tek başına kalmışlık hissinin somutlaştığı dönemdir. Irak, Batılı devletler, Sovyetler Birliği ve zengin Basra Körfezi Arap ülkeleri tarafından mali, askeri ve istihbarat açısından desteklenirken; İran ağır bir silah ambargosuna tabi tutulmuştur. İrak’ın İran askerlerine ve sivil yerleşim yerlerine karşı kimyasal silahlar kullanması ve uluslararası toplumun bu duruma göz yumması, Tahran’ın zihninde silinmez izler bırakmıştır. İranlı yöneticiler, uluslararası hukukun veya küresel kurumların garantörlüğüne güvenilemeyeceğini, ülkenin kendi öz gücüne dayanması gerektiğini acı bir tecrübeyle öğrenmişlerdir. Savaş sırasında Tahran ve diğer büyük şehirlerin uzun menzilli Scud füzeleriyle bombalanması (“Şehirler Savaşı”), İran’ın kendi füze programını başlatmasının ve nükleer teknoloji arayışına girmesinin ana motivasyon kaynağı olmuştur.[8]
1.2.2.Soğuk Savaş’ın Sona Ermesi ve Kafkasya/Orta Asya Açılımı
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması, İran’ın kuzey sınırlarında tarihi bir dönüşüm yaratmıştır. Uzun yıllardır doğrudan sınır komşusu olan devasa Sovyet tehdidi ortadan kalkmış, yerini bağımsızlığını yeni kazanan zayıf Orta Asya ve Kafkasya cumhuriyetlerine bırakmıştır. İran bu dönemde Cumhurbaşkanı Rafsancani ve sonrasında Hatemi liderliğinde devrim ihraç etme söylemini bir kenara bırakarak oldukça pragmatik bir politika izlemiştir. Özellikle Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, İran içinde yaşayan büyük Azeri nüfusu nedeniyle güvenlik kaygısıyla karşılanmıştır. Ebulfeyz Elçibey döneminde gündeme gelen “Birleşik Azerbaycan” söylemleri Tahran’da toprak bütünlüğüne yönelik tehdit olarak algılanmış; İran, dini olarak Şii olan Azerbaycan yerine Hristiyan Ermenistan ile stratejik ve ekonomik ilişkiler geliştirmeyi tercih etmiştir. Bu durum, İran’ın ulusal güvenlik meselelerinde mezhepsel yakınlıktan ziyade realist devlet çıkarlarını reelpolitik her şeyin üstünde tuttuğunun en açık göstergesidir.[9]
1.2.3.11 Eylül Saldırıları, Afganistan ve Irak İşgalleri
11 Eylül 2001 sonrası ABD’nin “Terörle Mücadele” adı altında başlattığı askeri müdahaleler, İran’ın stratejik çevresini tamamen değiştirmiştir. ABD önce Doğu sınırındaki düşman Taliban rejimini (2001), ardından Batı sınırındaki ezeli düşmanı Saddam Hüseyin’i (2003) devirmiştir. İran, herhangi bir askeri bedel ödemeksizin iki büyük bölgesel tehdidinden kurtulmuş olsa da, kendisini doğrudan Amerikan askeri kuşatması altında bulmuştur. ABD Başkanı George W. Bush’un İran’ı “Şer Ekseni” (Axis of Evil) ilan etmesi, Tahran’da sıranın kendisine geleceği korkusunu zirveye taşımıştır. Bu kuşatılmışlık duygusu, İran’ı sınır ötesi savunma stratejisine diğer bir deyişle ileri savunma yöneltmiş; Amerikan güçlerini Irak ve Afganistan bataklığında tutmak ve kendi topraklarından uzaklaştırmak amacıyla bölgesel vekil unsurlarla olan bağlarını derinleştirmiştir.[10]
1.3. İÇ VE DIŞ TEHDİT ALGILAMALARI VE KARAR ALMA YAPISI
İran’da güvenlik algısı, dış askeri tehditlerin yanı sıra rejim meşruiyeti, ekonomik krizler ve etnik-dini çeşitlilikten kaynaklanan iç istikrar kaygılarıyla şekillenmektedir. Gücünü kayıp On İkinci İmam’ın vekâletine dayandıran Velayet-i Fakih teorisinden alan İslami Rejim, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in teolojik otoritesine yönelik din adamları düzeyindeki eleştiriler ve toplumdaki sekülerleşme eğilimleri nedeniyle meşruiyet aşınması yaşamaktadır. Yüksek enflasyon ve işsizlikten bunalan genç nüfusun huzursuzluğu artarken; Fars çoğunluğun yanı sıra Azeri, Kürt, Arap ve Beluç gibi sınır bölgelerinde yoğunlaşan etnik grupların varlığı, Tahran tarafından dış güçlerin kışkırtabileceği hayati birer iç güvenlik zafiyeti olarak görülmektedir.[11] Bu tehditleri yöneten karar alma mekanizması ise seçilmiş kurumlar Cumhurbaşkanı, Meclis ile atanmış dini organların Dini Lider, Anayasayı Koruyucular Konseyi rekabet ettiği iki başlı bir yapıya sahiptir. Nihai söz hakkına ve başkomutanlık yetkisine sahip olan Dini Lider, kararları resmi olarak Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Milli Güvenlik Yüksek Kurulu üzerinden onaylasa da politikanın sahada uygulanmasında Dışişleri Bakanlığı’ndan ziyade Devrim Muhafızları Ordusu (Pasdaran) ve bünyesindeki Kudüs Gücü belirleyici aktör konumundadır.[12]
1.4.İRAN’IN GÜVENLİK POLİTİKALARI , Şİİ JEOPOLİTİĞİ VE VEKİL UNSURLAR AĞI
İran’da güvenlik; dış askeri tehditlerin yanı sıra Velayet-i Fakih ilkesinin meşruiyet kaybı, ekonomik krizler, toplumsal sekülerleşme ve etnik/dini farklılıklardan diğer bir deyişle Azeri, Kürt, Arap, Beluç kaynaklanan iç istikrar kaygılarıyla biçimlenmektedir. Güvenlik karar alma mekanizması, seçilmiş kurumlar Cumhurbaşkanı, Meclis ile atanmış dini organların yani Dini Lider, Anayasayı Koruyucular Konseyi rekabet ettiği iki başlı bir yapıdadır. Başkomutan sıfatıyla nihai kararlar Dini Lider’in onayına tabi olup resmi koordinasyon Milli Güvenlik Yüksek Kurulu’nda sağlansa da politikanın sahadaki icrasından esas olarak Devrim Muhafızları Ordusu (Pasdaran) bünyesindeki Kudüs Gücü sorumludur.[13]
2003 Irak işgali sonrası Sünni Arap dünyasınca iddia edilen “Şii Hilali” söylemine karşın İran, Şiiliği mezhepsel yayılmacılıktan ziyade ABD’yi geriletmek, İsrail’i çevrelemek ve bölgesel rakipleri dengelemek adına pragmatik bir caydırıcılık aracı olarak kullanmaktadır. Nitekim Şii dünyasında Kum (devletçi) ve Necef (geleneksel) ekolleri arasında liderlik rekabeti sürerken Tahran, Sünni HAMAS ve İslami Cihad’ı da destekleyerek realist hedeflerini mezhepsel kaygıların önünde tuttuğunu göstermiştir.[14]
İran, muhtemel bir savaşı kendi topraklarından uzakta karşılamayı amaçlayan “İleri Savunma” doktrini çerçevesinde Kudüs Gücü eliyle sınır ötesinde güçlü bir vekil ağı (Direniş Ekseni) inşa etmiştir. Bu ağın ana bölgesel odakları şunlardır:
- Lübnan (Hizbullah): 1982’de kurulan yapı, İsrail’i kuzey sınırından binlerce füzeyle tehdit ederek İran ana karasını koruyan ana ileri caydırıcılık kalkanı ve vekil stratejisinin en gelişmiş örneğidir.
- Irak (Haşdi Şabi ve Şii Milisler): 2003 sonrası Ketaib Hizbullah ve Bedir Tugayları gibi yapılar, 2014’te IŞİD’e karşı kurulan Haşdi Şabi çatısında birleşip devlet güvenlik bürokrasisine entegre olarak Tahran’ın Bağdat üzerindeki vesayetinin omurgasını oluşturmuştur.
- Suriye (Esed Rejimi ve Transmilliyetçi Tugaylar): Beyrut ve Akdeniz’e uzanan karasal lojistik koridoru açık tutmak ve Esed rejimini korumak amacıyla Afgan Şiilerinden oluşan Fatimiyyun ve Pakistanlı Şiilerden oluşan Zeynebiyyun tugayları gibi binlerce milis sahaya sürülmüştür.
- Yemen (Ensarullah / Husiler): Zeydi Husi hareketine verilen balistik füze ve SİHA desteğiyle Suudi Arabistan güneyden yıpratıcı bir savaşa çekilmiş, aynı zamanda Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz üzerindeki küresel deniz ticareti üzerinde kritik bir şantaj koza dönüştürülmüştür.[15]
Sonuç olarak; İran, konvansiyonel askeri zayıflığını katmanlı füze programı, nükleer eşik kapasitesi ve sınır ötesi vekil güçleriyle dengeleyip jeopolitik etki alanını Akdeniz ve Kızıldeniz’e kadar yaymıştır. Ancak vekil ağların yüksek finansal maliyeti, uluslararası ağır yaptırımlar ve bölgesel rakiplerin örnek olarak İsrail, Suudi Arabistan, BAE gibi devletler ABD ile daha yakın bir karşıt blok oluşturması, rejimin iç meşruiyet aşınması ve ekonomik sürdürülebilirlik konusundaki en temel kırılganlıklarını oluşturmaktadır.[16]
KAYNAKÇA
Azizi, H. (2023). Iran’s forward defense strategy: The evolution of proxy networks in the Middle East (Policy Brief No. 42). Middle East Institute.
Badawi, H. (2026). Iran’s dual strategy in the Middle East: Proxy warfare, nuclear ambitions, and strategic recalibration. Güvenlik Stratejileri Dergisi, 22(53), 62–73. https://doi.org/10.17752/guvenlikstrtj.1729750
Chatham House. (2025). The shape-shifting ‘axis of resistance’: How Iran and its networks adapt to external pressures (Research Paper). Royal Institute of International Affairs. https://www.chathamhouse.org/2025/03/shape-shifting-axis-resistance
Cordesman, A. H. (2023). Iran and the strategic balance in the Middle East: Missile capabilities, proxies, and regional hegemony. Center for Strategic and International Studies (CSIS).
Fulton, J., & Badi, A. (Ed.). (2024). Iran’s regional doctrine and the changing security dynamics of the Persian Gulf. Routledge.
Juneau, T. (2024). Deterrence by proxy under pressure: Iran, the Houthis, and the Red Sea crisis. International Affairs, 100(2), 511–529.
Katzman, K. (2024). Iran’s foreign policy and regional proxy forces (CRS Report No. R44017). Congressional Research Service. https://crsreports.congress.gov/
Mansour, R., & Azizi, H. (2025). The silent frontlines: Why the “Axis of Resistance” stayed quiet in regional escalation. Clingendael Institute Report, 12(4), 15–28.
Middle East Institute. (2025). Iran’s Axis of Resistance: Adaptation, restructuring, and reconstitution (Special Report). MEI Publications.
Ostovar, A. (2023). The IRGC and Iran’s asymmetric warfighting strategy. Oxford University Press.
ResearchGate Academic Network. (2026). Deterrence by proxy under denial: Conditions for failure in Iran’s extended deterrence 2023–2025. Journal of Strategic Studies, 49(3), 312–335. https://doi.org/10.1080/09592318.2026.2653188
Small Wars & Insurgencies. (2025). Iran’s proxy war paradox: Strategic gains, control issues, and operational constraints. Small Wars and Insurgencies, 36(6), 1–28.
Tabatabai, A. M. (2023). No victory for Iran: The limits of Tehran’s regional influence. RAND Corporation. https://doi.org/10.7249/RB10210
Vatanka, A. (2024). The Islamic Republic’s survival instinct: Domestic fragility and forward posture. Stanford University Press.
Wastnidge, E. (2024). Strategic posture and regional proxy dynamics in Iran’s post-2023 foreign policy. Global Discourse, 14(1), 88–105. https://doi.org/10.1080/23269995.2024.1300438
[1]Gary Sick, All Fall Down: America’s Tragic Encounter with Iran (New York: Random House, 1985), 24-29. (Şah döneminde ABD’nin “İki Sütun Doktrini” çerçevesinde İran’a yüklediği bölgesel güvenlik rolü üzerine detaylı analiz için bkz. R. K. Ramazani, Revolutionary Iran: Challenge and Response in the Middle East, Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1988, 12-18).
[2] Ruhullah Humeyni, Sahife-yi Imam: Beyanat, Peyamha, Musahibeha, Ahkam, İcazat-i Şar’i ve Mektubat [İmam’ın Sahifesi] (Tahran: Muassasa-yi Tanzim va Naşr-i Asar-i Imam Humeyni, 1999), Cilt 4, 115. Ayrıca ilkenin dış politikadaki doktrinel karşılığı için bkz. Rouhollah K. Ramazani, “Iran’s Foreign Policy: Contending Orientations,” Middle East Journal 43, no. 2 (1989): 202-217.
[3] Amanat, A. (2017). Iran: A Modern History. Yale University Press, ss. 810-815.
[4] International Institute for Strategic Studies (IISS). (2021). Iran’s Networks of Influence in the Middle East. IISS Strategic Dossier, London, ss. 89-104.
[5] Cordesman, A. H., & Kleiber, M. (2007). Iran’s Military Forces and Warfighting Capabilities: The Threat in the Northern Gulf. CSIS / Praeger, ss. 45-60.
[6] isenstadt, M. (2015). The Strategic Culture of the Islamic Republic of Iran: Operational and Policy Implications. The Washington Institute for Near East Policy, Policy Focus No. 136, ss. 8-19.
[7] Chubin, S. (2006). Iran’s Nuclear Option: Tehran’s Politics and Theory of Deterrence. Carnegie Endowment for International Peace, ss. 15-28.
[8] Hiltermann, J. R. (2007). A Poisonous Affair: America, Iraq, and the Gassing of Halabja. Cambridge University Press, ss. 110-145.
[9] Hunter, S. T. (2010). Iran’s Foreign Policy in the Post-Soviet Era: A Resisting Power Still Matters. Praeger, ss. 85-110.
[10] Pollack, K. M. (2004). The Persian Puzzle: The Conflict Between Iran and America. Random House, ss. 343-358.
[11] Elling, R. C. (2013). Minorities in Iran: Nationalism and Ethnicity after Khomeini. Palgrave Macmillan, ss. 55-90;
[12] Byman, D. L., et al. (2001). Iran’s Security Policy in the Post-Revolutionary Era. RAND Corporation, ss. 23-41.
[13] Buchta, W. (2000). Who Rules Iran? The Structure of Power in the Islamic Republic. Washington Institute for Near East Policy, ss. 46-72;
[14] Elling, R. C. (2013). Minorities in Iran: Nationalism and Ethnicity after Khomeini. Palgrave Macmillan, ss. 55-90;
[15] Alfoneh, A. (2013). Iran Unveiled: How the Revolutionary Guards Is Transforming Iran from Theocracy to Military Dictatorship. AEI Press, ss. 102-128.
[16] Wastnidge, E. (2017). “Pragmatism and Ideology in Iran’s Foreign Policy”. Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 19(6), ss. 618-636.
Deniz HASIRCI – SvS Stajyeri






