Dijital Çağda Yumuşak Güç: Türkiye Örneğinde Erişim ve İkna Dinamikleri

1) Giriş: Pandemi Sonrası Dönemde Yumuşak Gücün “Platformlaşması”

Yumuşak güç, klasik literatürde, bir aktörün zorlayıcı araçlara veya maddi teşviklere başvurmaksızın; çekicilik ve ikna yoluyla diğer aktörlerin tercihlerini etkileme ve arzu edilen sonuçlara ulaşma kapasitesi olarak tanımlanır (Nye, 2023). Bu yaklaşımda sert güç, bir ülkenin askeri ve ekonomik kapasitesine dayanarak zorlama üretebilme yeteneğini ifade ederken; yumuşak güç, ülkenin kültürünün, siyasal değerlerinin ve politikalarının hedef kitleler nezdindeki cazibesinden beslenir. Nye’a göre yumuşak gücün başlıca kaynakları üç başlık altında toplanabilir: (i) kültür, (ii) siyasal değerler ve (iii) meşru ve tutarlı görülen dış politika (Nye, 2023). Yumuşak Güç kavramının pandemi sonrası dönemde işleyiş mantığı büyük ölçüde değişmiştir.

Yumuşak güç yalnızca “kültürel üretim” ya da “kamusal imaj” meselesi değil; aynı zamanda platformlar üzerinden görünürlük, algoritmalar üzerinden dolaşım, veri üzerinden hedefleme kapasitesine bağlanan bir iletişim-ekonomi-politik alanına dönüşmüştür (The SAIS Review of International Affairs, 2025). Bu dönüşüm, dijital diplomasiyi “iletişim kanalı” olmaktan çıkarıp kurumsal mimari, metrik yönetimi (ölçülebilir etki), anlatı rekabeti ve güven (credibility) mühendisliği gibi katmanlara genişletir (The SAIS Review of International Affairs, 2025). Dolayısıyla medya artık yalnızca mesaj iletimi için tek taraflı bir iletişim kanalı değil, çok aktörlü, rekabetçi ve küresel medya ekolojisine etkili bir iletişim biçimi olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu çerçevede “dijital kamu diplomasisi”, Nicholas J. Cull’un kamu diplomasisi taksonomisindeki bileşenlerle (dinleme, savunuculuk, kültürel diplomasi, değişim, uluslararası yayıncılık) uyumlu olmakla birlikte, her bir bileşenin dijitalleşmeyle yeniden düzenlenmesi anlamına gelir (Cull, 2008). Örneğin “dinleme”, hedef kamuoyunun görüş ve tutumlarını izleme ve buna ilişkin saha raporu oluşturmayla beraber çevrim içi eğilim ve ağ analizleriyle genişlemiştir. “Savunuculuk” ise devlet anlatısının çok dilli içerik üretimi, mikro-hedefleme ve kriz anı hızlı reaksiyon pratikleriyle birleşir. Cull’un “advocacy” bileşeni, devletin kendi pozisyonunu ve politik anlatısını yabancı kamuoyuna anlatma/ikna etme faaliyetlerini kapsar; sosyal medya ve dijital platformlar bunu çok dilli içerik, gerçek zamanlı etkileşim ve hedefli kampanyalarla yeniden şekillendirmiştir (Cull, 2008).

Esra Fatma FAZLIOĞLU – SvS Stajyeri

Yazının tamamı için:

Paylaş