Avrupa Siyasetinde Eksen Kayması: Aşırı Sağın Yükselişi, Temel Dinamikleri ve Ülke Örnekleri

Öz: Bu çalışma, modern dönemde Avrupa genelinde ivme kazanan aşırı sağ siyasetin gelişimini ve bu yükselişi tetikleyen temel dinamikleri incelemektedir. “Aşırı sağ” kavramının tanımındaki karmaşıklıklar, Piero Ignazi, Hans-Georg Betz ve Cas Mudde gibi kuramsal yaklaşımlar üzerinden ele alınarak, bu yapıların milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve refah şovenizmi gibi ortak paydaları analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında Fransa (RN), İtalya (FdI), Hollanda (PVV) ve İsveç (SD) örnekleri üzerinden, aşırı sağ partilerin marjinal konumlarından ana akım siyasete ve iktidar ortaklıklarına geçiş süreçleri tarihsel perspektifle değerlendirilmiştir.

Aşırı sağın yükselişine neden olan faktörler; 2008 ekonomik krizi, 2015 mülteci krizi, artan İslamofobi ve küreselleşmenin yarattığı sosyo-kültürel kaygılar ekseninde tartışılmıştır. Çalışmada, ekonomik belirsizliklerin ve göçmen akışının toplumsal güvenlik algısını zayıflatarak, seçmenlerin ulusal kimlik ve düzen vurgusu yapan popülist söylemlere yönelmesinde belirleyici olduğu sonucuna varılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Aşırı Sağ, Avrupa Siyaseti, Milliyetçilik, Göçmen Krizi, Popülizm.

GENİŞLETİLMİŞ ÖZET

Araştırma Problemi

    Modern dönemde Avrupa siyasetinde yaşanan en köklü değişimlerden biri, aşırı sağın marjinal bir unsur olmaktan çıkıp ana akım siyasete yerleşmesidir. Özellikle 21. yüzyılın başından itibaren pek çok Avrupa ülkesinde bu partiler, sadece oy oranlarını artırmakla kalmamış, aynı zamanda iktidar ortağı veya belirleyici aktörler haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel odağı, Avrupa’daki aşırı sağ partilerin yükselişine zemin hazırlayan sosyo-ekonomik ve politik koşulları anlamak ve bu yükselişin ortak ideolojik sac ayaklarını (nativizm, otoriterlik, popülist söylem) ortaya koymaktır.

Araştırma Soruları

   Çalışmada, aşırı sağın yükseliş süreci ve bu partilerin siyasal sistemdeki dönüşümleri şu temel sorular etrafında incelenmektedir: “Aşırı sağ” kavramı akademik literatürde nasıl tanımlanmaktadır ve partiler arası ideolojik farklılıklar nelerdir? 2008 küresel ekonomik krizi ile 2015 mülteci krizi, aşırı sağ partilerin seçmen tabanını genişletmesinde nasıl bir katalizör görevi görmüştür? Fransa, İtalya, Hollanda ve İsveç örneklerinde görülen “normalleşme” süreci, geleneksel merkez siyaseti nasıl etkilemektedir?

Literatür Taraması

    Aşırı sağ literatürü, bu partilerin tanımlanması noktasında çeşitli kuramsal yaklaşımlar barındırmaktadır. Piero Ignazi (1995), aşırı sağın tanımını faşist ideolojiyle olan tarihsel bağlar ve demokratik düzene karşı tutum üzerinden şekillendirirken; Cas Mudde (2007) “popülist radikal sağ” kavramını ön plana çıkararak bu yapıların nativizm, otoriterlik ve popülizm birleşiminden oluştuğunu savunur. Literatürde “refah şovenizmi” (Betz, 1994) kavramı, bu partilerin ekonomik kaynakların sadece yerli halka tahsis edilmesini savunarak küreselleşme mağdurlarına hitap etmesini açıklar. Golder (2016) ve Stockemer (2017) gibi araştırmacılar ise ekonomik krizlerin ve kültürel kaygıların (cultural backlash), aşırı sağın “korumacı” söylemine olan talebi artırdığını vurgulamaktadır.

Yöntem

     Bu çalışma, Avrupa’da aşırı sağın yükselişini karşılaştırmalı bir perspektifle incelemek amacıyla nitel araştırma yöntemini ve vaka incelemesi (case study) modelini benimsemektedir. Çalışma kapsamında; Fransa’da Rassemblement National (RN), İtalya’da Fratelli d’Italia (FdI), Hollanda’da PVV ve İsveç’te İsveç Demokratları (SD) partilerinin seçim bildirgeleri, lider söylemleri ve tarihsel gelişimleri incelenmiştir. Her bir vaka; göç yönetimi, Avrupa Birliği karşıtlığı ve ekonomik vaatler üzerinden analiz edilerek aşırı sağın yerel ve bölgesel farklılıkları ortaya konulmuştur.

Bulgular ve Sonuçlar

   Çalışmanın bulgularına göre, Avrupa’daki aşırı sağın yükselişi tek bir nedene indirgenemez; aksine ekonomik belirsizliklerin kültürel tehdit algısıyla birleştiği bir zemine dayanmaktadır. Özellikle 2015 mülteci krizi, bu partiler için göçü bir “güvenlik ve kimlik krizi” olarak sunma fırsatı yaratmış ve İslamofobik söylemlerin meşrulaşmasına yol açmıştır. Fransa ve İtalya örneklerinde görüldüğü üzere, bu partiler radikal söylemlerini yumuşatarak (“dedemonization”) ana akım seçmene hitap etmeye başlamış ve iktidar bloklarının parçası haline gelmiştir. Sonuç olarak, aşırı sağın yükselişi Avrupa’da çok kültürlülük ve liberal demokrasi değerlerini sarsarken, ulusal egemenlik ve düzen odaklı yeni bir siyasal iklimin oluşmasına neden olmuştur.

Deniz HASIRCISvS Stajyeri

Yazının tamamı için:

Paylaş