Arktik Bölgesinde Artan Rekabet ve Grönland’ın Önemi

Giriş

Grönland, Kuzey Atlantik ile Kanada Arktik bölgesinin doğusunda ve aynı zamanda Arktik Okyanusu’nda yer alan dünyanın en büyük adasıdır. Bu adanın %81’i buzullarla ve tundra ile kaplıdır. Ada’nın yüzölçümü 2,166,086 milyon km². Bu ada iklim koşulları nedeniyle seyrek nüfusludur. Yaklaşık 56.000 bir nüfusu söz konusudur. Grönland, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölgedir. Fakat bölgenin değişen stratejik şartları nedeniyle ABD, Rusya ve Çin bölgenin kaynakları için yaşanan rekabetin tam odağında yer almaktadırlar.

Yıllardır uluslararası kamuoyunda sıkça dile getirilen küresel ısınma nedeniyle tüm dünyada sıcaklıklar artmaktadır. Elbette Arktik bölgesi de bu durumdan etkilenmektedir. Buna bağlı olarak da Arktik bölgesindeki buzullar hızla erimektedirler. Yaşanan bu süreğen erime sonucunda sürekli don olan toprak tabakası da çözülmektedir. Bu da Arktik bölgesindeki kaynaklara kolayca erişmek ve hatta bunları işletmek noktasında büyük maliyetlere katlanmadan mümkün hale gelmektedir. Buna ilave olarak Arktik bölgesinden geçen ve üç adet olan deniz ticaret yolları da yıl boyunca kullanılabilir hale gelmektedir. Bu da bölgenin öneminin artmasında katalizör görevi gören parametrelerdendir. Tüm bu sebeplerden dolayı bölgedeki deniz ticaret bölgelerinin kontrol edilmesi noktasında Grönland ekonomik, ticari, siyasi ve nihayetinde stratejik açıdan önem kazanmaya devam edecektir. Zaten ABD’nin de bu bölgeye olan ilgisini son dönemde agresif bir şekilde ifade etmesi de bu durumun en bariz kanıtlarındandır. Bu durumlarla bağlantılı olarak Arktik bölgesi ve bunun özelinde Grönland potansiyel olarak ekonomik bölge ve büyük güçlerin rekabet sahası haline gelmektedir. Tüm bunlar neticesinde güvenlik kaygılarıyla iç içe geçmiş büyük güçlerin rekabet risklerini de gündeme getirmektedir.

Küresel ısınma neticesinde dünya genelinde artan sıcaklıklarla birlikte Arktik bölgesi 4 kat daha hızlı ısınmaktadır. Dolayısıyla bölgede yer alan buz örtüsü her geçen yıl daha fazla azalmaktadır. Daralan deniz buzulu örtüsü bölgeden geçen fakat kış aylarında kapanan deniz ticaret yollarının sürekli açık hale gelmesinin sağlamaktadır. Bunun sonucunda bu bölgeyi deniz ticaretinde kullanan devletler için zaman ve maliyetten tasarruf anlamına gelmektedir. Deniz buzulu örtüsünün küçülmesiyle 2012-2013 verilerine göre Arktik bölgesindeki deniz trafiği yaklaşık %37 oranında artış göstermiştir. Karadaki buz örtüsü ve don tabakanın da erimesiyle birlikte bu bölgeler yerleşime açılacak ve madencilik faaliyetleri hız kazanacaktır. Çünkü Arktik bölgesinde mineral ve hidrokarbon rezervleri vardır. Grönland’da ise doğalgaz, petrol, grafit, niobiyum, lityum, zirkonyum, uranyum, demir ve bazı nadir toprak elementleri bulunmaktadır.

Bu gelişmeler neticesinde Arktik bölgesinde giderek artan bir rekabet söz konusudur. Çin 2018 yılında Beyaz Kitabı yayınladı. Burada kendisini “Arktik’e Yakın Devlet” olarak ilan etti. 2023 yılında ise Rusya bu bölgeye karşı dış politikasını güncellemesiyle birlikte ABD’de bu bölgeyle ilintili politikalarını güncellemiştir. 2022 yılında yayınlanan Arktik Bölgesi Ulusal Stratejisi’nde, önümüzdeki 10 yıl içinde bölgenin “barışçıl, müreffeh, istikrarlı ve işbirliğine dayalı” vizyonu ön plana çıkarılmaya çalışılsa da bölgenin artan önemi ile birlikte potansiyel güvenlik ve rekabet risklerine de dikkat çekilmiştir. Tüm saydıklarımız Grönland bölgesinin önemini arttırmaktadır. Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan Grönland, Kuzey Amerika, Avrupa ve Arktik Bölgesi arasındaki konumu ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Neredeyse Arktik dairesi içerisinde yer alan Grönland adası, içinde bulunduğu konum gereği büyük güçlerin Arktik stratejilerinde kilit bir rol oynamaktadır. Bu önem esasında Danimarka Krallığı’nın 2009 yılında Grönland’a doğal kaynaklarını yönetme hakkı gibi belirli yükümlülüklerini devreden Grönland Özyönetim Yasası’nın yürürlüğe girmesi ile daha da pekişmiştir. Danimarka bu yasa ile adanın özerkliğini arttırırken anayasa, milliyet, Yargıtay, savunma, dış politika, güvenlik, döviz kuru ve para politikaları noktasında yetki devrinden imtina etmiştir.

Bahsettiğimiz bu durumlara binaen Rusya ve Çin’in Arktik bölgesindeki artan faaliyetleri sınırlandırılması gereken faaliyetler olarak belirtilmiştir. Retro perspektif bir çerçeveden bakarsak Soğuk Savaş sonrasında değişen uluslararası düzen iki kutuplu sistemi değiştirmiş, sistem içerisinde öne çıkan ABD’nin dengelenmesi için Rusya ve Çin ile ittifaklar kurulmuştur. Bunun temel amacı ise tek taraflı ve agresif hareketlerde bulunan ABD’yi dengeleme çabasıdır. Bu doğrultuda ABD kutup bölgesindeki varlığını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte bu durum Arktik bölgesini de etkilemiştir. Rusya’nın bu tutumu karşısında Kanada, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç, İsveç ve ABD ile yani tüm Arktik devletleri ile ilişkilerinin bozulmasına yol açmıştır. Finlandiya’nın 2023’te İsveç’in ise 2024’te NATO’ya dâhil olmasına neden olmuştur. Yani Rusya hariç bütün Arktik ülkeleri NATO şemsiyesi altına girmiştir. Bunlara karşılık ise Rusya ortaya çıkan yeni jeopolitik dengeye adapte olabilmek için hibrit tehditlere ağırlık vermiş ve Çin ile yakınlaşmaya başlamıştır. Tüm bunlar neticesinde Arktik bölgesi yeni bir rekabet sahası olarak ortaya çıkmış Grönland ise bu rekabet sahasının merkezinde kalmıştır. Donald Trump’ın ise adayı ilhak talepleri ise tüm dikkatleri bu alana celbetmiştir.

Bölgenin Ekonomik Değeri

Buzulların erimesiyle birlikte bölgede yüzyıllardır saklı kalmış maden ve minerallere erişim kolaylaşmaktadır. Buzullar eridikçe bölgenin ticaret yolu olarak kullanılmasında ve geleneksel ticaret yollarının kısaltılması söz konusu olacaktır. Çin gibi ülkeler ise bu doğrultuda bölgede çok fazla projeye imza atmaktadırlar.

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi bölgede 90 milyon varil petrol, 47 milyar metreküp doğal gaz ve 44 milyar varil sıvı doğal gaz olduğunu tahmin ediyor. Bir yandan bölgedeki bu kaynaklar bulunup işletilmeye çalışılırken, Danimarka ise bölgedeki kuvvetli rüzgâr avantajını kullanarak yenilenebilir enerji üretiyor.

Arktik bölgesi ayrıca dünyadaki hidrokarbon rezervlerinin üçte birinden fazlasını barındırıyor. Arktik bölgesinin sahip olduğu tüm bu rezervlerde hangi bölgenin ne kadar hakkı olduğu meselesi de ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Arktik’e kıyısı olan devletler MEB sınırları içinde arama faaliyetleri gerçekleştirmektedirler. Bu ülkelerin MEB sınırlarının dışında kalan alanlar ise deniz kaynaklarının kullanımı BMDHS çerçevesinde tanımlanan kıta sahanlığı kavramı ile çözülmektedir. Bu durum Arktik’e kıyısı olmayan ülkelerinde bilimsel araştırmalar için bölgeye giriş bileti olarak kullanılmasına neden oluyor.

Ticarette her geçen gün cazibesi artan bölgeden 2020’de 1 milyon 281 bin ton kargonun geçtiği ve bu miktarın 2018 yılından tam 3 kat fazla olduğu bilinmektedir.

ABD’nin Grönland ile İlgili Talepleri

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Grönland deniz ticaret yolları konusunda stratejik öneme sahiptir. Buna ek olarak savunma ve madencilik konularında da ABD’nin olduğu gibi Çin ve Rusya’nın da dikkatini bölgeye çekmektedir. ABD’nin Çin-Rusya ikilisinin bölgede etkinlik tesis etmesini önleme çabası da ada üzerindeki rekabeti daha şedit bir hale getirmektedir. Tarihi açıdan bakarsak ABD’nin ada ile ilgili talepleri sadece işbirliği çerçevesinde sınırlanmış değildir. ABD 1867, 1910, 1946 ve 1955 tarihlerinde adayı kendi idaresi altına almak istemiştir ve bunun için girişimlerde de bulunmuştur. Fakat bu girişimler başarılı olamamıştır. 2019 yılına geldiğimizde ise konu Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde tekrar gündeme gelmiştir. Ancak o dönemde Danimarka Başbakanı bu talebi “absürt” olarak nitelendirmiştir.

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde de aynı tutumu devam ettiğini görmekteyiz. Bu doğrultuda 2024’ten beri ABD, Danimarka’ya adayı satması için baskı yapmaktadır. ABD, Danimarka’yı gümrük tarifelerinin yükseltilmesi gibi ekonomik ağırlıklı yaptırımlarla tehdit etmektedir. 2019 yılından beri ise hem Grönland hem Danimarka ABD’nin bu taleplerini reddetmektedirler. Alt metinde verdikleri mesaj ise şudur:

“Ada her daim ABD ile işbirliğine açıktır fakat satılık değildir.”

Bu durumda ABD’nin Ada ile ilgili planlarını zora sokabilecek iddia da mevcuttur. Bu iddia şudur: 1917 yılında Grönland ile ilgili olarak Danimarka ve ABD tarafından imzalanan fakat Kanada ve İngiltere’nin de taraf olduğu bir antlaşma mevcuttur. Buna göre Danimarka satış yoluyla Grönland’ı başka bir devlete bırakmak isterse “ilk olarak İngiltere’ye teklif götürmek zorundadır”. Pekâlâ bu durum ABD’nin ada üzerindeki planlarını sekteye uğratabilecek bir noktadadır.

ABD açısından Grönland birkaç açıdan önemlidir. Birincisi Grönland’ın Danimarka aracılığı ile olsa bile NATO’nun bir parçası olmasıdır. Dolayısıyla 1991 yılından beri savunma antlaşmasının bir parçasıdır. Bu antlaşma neticesinde ABD, Grönland adasında eski adı Thule şimdiki ismi Pituffik Hava Üssü’ne ev sahipliği yapmaktadır. Üs, NATO’nun ve ABD’nin hava savunma ve uzay gözlem sistemlerini barındırmaktadır. Modern zaman askeri operasyonları kutup üzerinde dönen uydulara ihtiyaç duymaktadır. Bu uydular vasıtasıyla hava durumu tahmini, iletişim, uzaktan algılama, izleme, istihbarat, keşif ve navigasyon faaliyetleri yerine getirilmektedir. Grönland’ın konumu ise bu faaliyetlerin yürütülmesi için ideal bir noktadadır. Bu yüzden üs sadece füze savunması ve erken uyarı açısından değil uzay araştırmaları faaliyetlerinin izlenmesi ve desteklenmesi açısından da idealdir. Dolayısıyla bu adayı iyice stratejik bir noktaya taşıyarak hem NATO hem de ABD açısından caydırıcılığa katkıda bulunmaktadır.

Salisen Grönland, İzlanda ve İngiltere gediğinin güney ucunda yer almaktadır. Bu gedik NATO savunması içindeki zayıf noktalardan bir tanesidir. Atlantik ile Arktik ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki önemli bir geçittir. Bu transit rotayı kontrol edebilmek ise ABD’ye deniz trafiğini izleme ve kontrol etme noktasında ciddi imkânlar tanımaktadır. Bu boşluk olası bir gerginlik durumunda ABD ve NATO güçleri süratli bir şekilde Arktik bölgesine ve Atlantik’in karşı kıyısına nakline imkân verecektir. Tüm bu sebeplerden dolayı ABD, Grönland ile yakınlaşmaya çalışmaktadır ve bu özerkliğin bağımsızlığa dönüşmesini desteklemektedir.

Fakat bağımsızlık için bağımsız ve güçlü bir ekonomiye ihtiyaç vardır. Grönland ise bu durumdan yoksundur. Ada’nın birincil geçim kaynağı balıkçılıktır. Son dönemde ise turizm gelirleri artış göstermiştir. Bunlara madencilik sektörünü de ekleyebiliriz fakat coğrafi şartların henüz tam olarak elverişli olmaması sebebiyle bu sektör sınırlılıkları olan bir sektör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu faaliyetleri Ada gelirinin yarısını karşılamaktadır. Kalan kısım ise Danimarka tarafından kamu harcamaları ile finanse edilmektedir. Dolayısıyla gelir kaynaklarının yetersizliği adanın bağımsız olmasını sınırlandıran başat faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu saydığımız alanların genişlemesi için ciddi altyapı yatırımlarına ihtiyaç vardır.

ABD’de etkisini arttırmak için bu dezavantajları kullanmaktadır. Çünkü adadaki askeri tesisler etki kurmak ve mali kaynaklar aktarmak açısından yeterli olmamaktadır. Bu doğrultuda ABD, Ticaret Bakanlığı ve USIAD gibi kurumları da denkleme dahil etmeye çalışmaktadır. Böylece Grönland yönetimini kendi siyasi ve ekonomik alanına hapsetmeyi amaçlamaktadır. Fakat tüm bu yatırımlar uzun solukludur ki bu da ABD için dezavantaj oluşturmaktadır.

ABD’ye Karşı Rusya ve Çin’in İşbirliği

Grönland’a coğrafi olarak baktığımızda Rusya ve ABD arasında yer almaktadır. Bu konumundan dolayı ABD, Rusya’nın Arktik’te etki alanı kurmasını önleme yoluna gitmektedir. Tüm bu rekabete rağmen Rusya Grönland ile hususi olarak ilgilenmemiştir. Fakat son on yılda iklim değişiminin sunduğu fırsatlar ile birlikte Arktik kıyı şeridine odaklanmayı seçen bir küresel güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna bağlı olarak bölgedeki jeopolitik gerginliği tırmandırma yoluna giden bir tutum sergilemeye başlamıştır. Çünkü Arktik bölgesi artık ekonomik ve askeri gücün sergilendiği bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da Rusya açısından öneminin artmasına neden olmuştur. Böylece 2008 yılında Arktik bölgesi ile ilgili amaçlarını, doğal kaynak kullanımı ve çıkarılması ile ilgili taleplerini de resmen ilan etmiştir.

Rusya bölgede ABD ile Danimarka ile rekabet halindedir. Dolayısıyla bölgede Sovyetler döneminden kalma askeri üslerini güçlendirmektedir. Bölgede buz örtüsünün yerde kalma süresinin azalması nedeniyle Rus üsleri deniz ticaret yolları için tehdit oluşturmaktadır. Bir diğer noktada bu üsler Kuzey Amerika’daki hedeflere füze ve saldırı uçaklarının uçuş süresini de azaltmaktadır. Ekonomik açıdan ise Rusya’nın kaynaklarının ve doğal gaz rezervlerinin büyük kısmı Arktik bölgesinde ve bölgenin yakınlarında bulunmaktadır. Bunlarla birlikte Rusya Kuzey Deniz Rotası’na hâkim olma planı dahil bölgedeki çıkarlarını savunacağına dair niyetini açıkça ortaya koymuştur.

Dünyanın en büyük konvansiyonel ve nükleer enerjili buz kırıcılarına sahip olan Rusya, Arktik’teki yeni güç dengesinde yerini almak istemektedir. Rusya’nın planları ve istekleri ABD’nin savunduğu denizlerin özgürlüğü mantığıyla çelişmektedir. Rusya askeri operasyonlarını ise Grönland’a kadar genişletmektedir. Rusya bu kapsamda denizaltılarını GIUK Gediği’ne göndermektedir. Amacı hem Batı’nın tepkisini ölçmek hem de bölge ilgili iddialarını gündemde tutmaktır.

Tüm bu hamlelere karşı ABD’de bölgede askeri varlığını arttırmaktadır. Fakat ABD’nin uygun ekipmanlar konusunda eksikleri söz konusudur. Dolayısıyla Arktik’te tek hâkim güç olduğu konusunda iddialı bir yaklaşım sergilememektedir. Bu aşamada ABD kutup müttefiklerini ve son dönemde NATO’ya katılan Finlandiya ve İsveç gibi ülkeleri bölge açısından hayati müttefikleri olarak görmektedir.

Rusya’nın bölgedeki ticari ve ekonomik emelleri tek başına ABD’yi endişelendiren etmenlerden değildir. Rusya’nın kuzeydeki kıyı şeridi, hava ve deniz üsleri, çift kullanımlı tesisleri ve sahip olduğu nükleer silah depoları Rus askeri bölgelerinin çoğu bu bölgede yer almaktadır. Eski süper güç dönemine dönmek için çabalayan Rusya, gücünü ve etkisini arttırmak adına bu tesislerin ekserisini modernize etmiş ve caydırıcılığını sürdürmeye çalışmıştır. Bilhassa ABD’nin ada yönetimi ile yaptığı müzakerelerde daha fazla asker bulundurma çabası, Grönland’a en yakın Rus hava üssü olan Nagurskoye Hava Üssü’nün önem kazanmasına neden olmuştur.

Arktik’te rekabet eden bir diğer aktör ise Çin’dir. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni uluslararası düzende hem Çin hem de Rusya ABD ile rekabet eden ana aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Arktik bölgesi de yeni rekabet sahalarından biridir. Çin ise her zaman stratejik olarak avantajlı gördüğü bölgelerde nüfuzunu genişletmeye çalışmıştır. 2018 yılında Arktik politikasını açıklayan Beyaz Kitabı’nda dikkatini kuzeye çevirmiştir. Beyaz Kitabın yayınlanmasından yaklaşık 3 yıl önce de bölgeye ciddi anlamda yatırımlar yapmaya başlamıştır.

Çin kendisini Arktik’e Yakın Devlet olarak tanımlamış ve buzkıran filosunu da genişletme yoluna gitmiştir. Temelde Çin Arktik stratejisinin özünü Kuşak ve Yol Girişimi’ne (BRI) dayandırmaktadır. Çin bölgedeki ekonomik kalkınmayı teşvik edecek ve rolünü güvence altına alacak **“Kutup İpek Yolu”**nu içerecek şekilde genişletme projesi oluşturmaktadır.

Çin bölgede ABD ve Danimarka’yı endişelendiren projelerde yer almaktadır. Buna örnek verecek olursak Kvanefjeld madenidir. Grönland yönetimi madeni işletmesi için çoğunluk hissesi Çin’e ait bir Avustralya madeni şirketi olan Greenland Minerals’e imtiyaz vermiştir. Şirketin bu imtiyaz kapsamında uranyumu ve nadir toprak elementlerini çıkarma girişimi ABD’nin şiddetli muhalefetine yol açmıştır.

Bir diğer nokta ise ada yönetiminin Çinli bir şirketin adada üç havaalanını inşa etmeleri bağlamındaki teklifini kabul etmesi olmuştur. Rahatsızlığın nedeni ise Çin’in Grönland yönetimi ile anlaşma yaparak adada savaş uçakları konuşlandırma olasılığıdır. Bu durum ABD ve Danimarka için doğrudan güvenlik riskidir.

ABD bu anlamda Danimarka hükumetine baskı yapmıştır ve havaalanı inşaatı meselesini Danimarka üstlenmiştir. Ayrıca Çin 2016 yılında adadaki eski bir deniz üssünü de satın almak istemiştir ama Danimarka güvenlik gerekçesi ile bunu reddetmiştir.

Danimarka Savunma İstihbarat Servisi’nin 2019’daki Risk Değerlendirmesi Raporunda, Çin’in Arktik’teki araştırma tesislerinin çift amaçlı kullanıma göre planlandığını ortaya koymuştur. Yani bunların sivil amaçlı olduğu kadar askeri amaçlı da olduğu ve ilerideki askeri operasyonları desteklemek için dizayn edildiğini ortaya koymuştur.

Çin’in başkent Nuuk’da kendi GPS’i olan BeiDou-System için bir uydu istasyonu inşa etmiştir. Bu sistem, Çin’e Arktik bölgesinde seyrüsefer imkânlarını geliştirme noktasında fırsat sunmaktadır. Askeri amaçla kullanımda ise Çin ordusuna insansız hava aracı, füze seyrüsefer ve konumlandırma noktasında daha kesin ve güvenilir coğrafi konum bilgisi sağlamaktadır.

ABD ise Çin’in bölgeye erişimini sınırlandırmak adına bölgedeki askeri ve siyasi varlığını arttırmaktadır. Bu bağlamda, ABD 2020’de Nuuk’daki konsolosluğunu yeniden açmıştır. Yeni konsolosluk gelecekteki yenilebilir enerji ve maden kaynakları noktasında projelerin daha sorunsuz bir şekilde müzakere edilmesini ve planlanmasını kolaylaştıracaktır.

Sonuç

Küresel sistem içerisinde birçok dönemden geçen dünya düzeni zaman zaman hegemonik güçler arasında farklı bölgeler üzerinden rekabetin devam ettiği sahaları karşımıza çıkarmıştır. Son yıllarda da geldiğimiz noktada da hâlâ hegemonik güçlerin dünyanın belli bölgelerinde rekabet alanına girdikleri yerler mevcuttur. Uluslararası kamuoyunda daha ziyade Ortadoğu bölgesi yer alsa da daha az gündemde olan Afrika, Güney Çin Denizi ve nihayetinde Arktik bölgesi yeni rekabet sahalarıdır.

Yeni bir dünya düzenine geçilen bu evrelerde güçlü devletler güçlerini maksimize etmek noktasında bu stratejik bölgeden pay almaya çalışmaktadırlar. Değişen dünya düzeni ve devletlerin ihtiyaçları farklı kaynaklara duyulan ihtiyacı gözler önüne sererken yeni alanlara da girmek için tetikleyici unsur oluyor. Birçok devletin süper güç olma ve tarihteki şaşalı dönemlerine dönme hayali çeşitli stratejilerle birlikte askeri, siyasi, ekonomik ve ticari kaynaklarını kullanarak Arktik gibi bölgelere girilmesini ve kaynaklarından faydalanılmasını gerektiriyor.

ABD’de bölgede saldırgan tutumlar sergileyerek aktif olmaya çalışırken Çin ve Rusya’da giderek bölgedeki varlıklarını arttırmaktadır. Soğuk Savaş’ın bitişinden 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’na kadar Arktik istisnacılığı olarak da tanımlanan jeopolitik bir istikrar hâkimdir. İklim krizi bölge içi ve bölge dışı devletlerin güvenlik meselelerinde Arktik’in de önem kazanmasına yol açmıştır. Bir nevi ABD-Rusya-Çin arasında stratejik bir üçgenin varlığından söz edebiliriz. Buzulların erimesiyle birlikte hem bölgedeki aktörler hem de bölge dışındaki aktörleri gözlerini Arktik’e çevirmiş durumdadır.

Son yıllarda iklim koşullarının değişmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni avantajlarla birlikte keşfedilen rezervlerin yanında keşfedilmemiş yatakların ve kaynakların olması ihtimali iyice küresel güçlerin iştahını kabartmaktadır. Bu noktada da kaynaklara ulaşmada teknolojik faktörler ön plana çıkmaktadır. Kıyı devletlerinin ise MEB ve kıta sahanlığı durumlarını öne sürerek hak iddia etmeleri ise onları avantajlı çıkarmaktadır.

Arktik bölgesinin günümüzdeki belirsiz olan hukuki durumu ise sürdürülebilir değildir. Bölgede düzeni sağlamaya çalışan BMDHS, Arktik Konseyi ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün tavsiye verici nitelikteki politikaları ise ne yazık ki yeterli değildir ve zamanla da önemlerini yitirecektir. Dolayısıyla bölgenin giderek artan potansiyeli karar alıcı bir mekanizmanın gerekliliği sorununu da beraberinde getirmektedir.

Nurgül DADAŞOĞLU – SvS Stajyeri

Paylaş