Öz: Bu çalışma, günümüzde küresel siyasi güçlerin merkezlerinden biri olan Doğu Akdeniz bölgesinde yaşanan stratejik değişiklikleri, enerji kaynaklarıyle ilgili rekabetleri ve deniz yetki alanı sorunlarını incelemeyi hedeflemektedir. Bölge üç kıtanın kesişim noktası olmasının yanı sıra enerji kaynaklarının dünya pazarlarına getirilmesinde kritik bir konuma sahip olmasından dolayı stratejik öneme sahiptir. 2000’li yıllarda Levant Havzasında büyük miktarda hidrokarbon rezervleri bulunması, bölgeyi sadece yerel güçlerin değil, dünya çapında çeşitli aktörlerin de çok ilgi gösterdiği bir alan haline getirmişti. Çalışmanın temel odak alanlarından biri, Türkiye ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında deniz yetki alanlarıyla ilgili yaşanan anlaşmazlıkların incelenmesidir. GKRY, kendini Adana’nın tek temsilcisi olarak ilan ederek tek taraflı olarak Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve ruhsatlı sahaları açıklamıştır.Bu eylemler, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını ihlal etmekle yükümlü olduğu gerekçesiyle uluslararası bir gerilim kaynağı haline gelmiştir. Türkiye, bu süreçte “Mavi Vatan” doktrini kapsamında haklarını korumak amacıyla, diplomasi kanalları üzerinden ikili anlaşmalara kadar birçok alanda stratejik bir yaklaşımda bulunmuştur.Bu strateji, sismik araştırmalar ve sondaj çalışmalarına kadar çok çeşitli boyutlara yayılmıştır.Örneğin, Libya ile yapılan deniz yetki alanları sınırlarını belirleyen bir anlaşmaya da imza atmıştır. Bu çalışma ayrıca, Doğu Akdeniz’deki bu ikili anlaşmazlığın, Yunanistan, Avrupa Birliği, İsrail, Mısır, Rusya ve ABD gibi bölgesel ve küresel aktörlerin politikalarına nasıl etki ettiğini de incelemektedir. Söz konusu aktörlerin bölgedeki enerji kaynaklarını eline geçirmeye veya güvenlik dengelerini kendi çıkarlarına göre yönlendirmeye çalışması, Türkiye ve GKRY arasında yaşanan anlaşmazmanın daha da genişlemesine neden olmaktadır. Çalışma, Doğu Akdeniz’de enerji konusunda adaletin, bölgenin tüm kıyıyaş ülkelerinin hakk ve çıkarları göz önünde bulundurulmadan sağlanamayacağını ve Türkiye’nin bu bağlamda aktif bir şekilde rol almasının zorunlu olduğunu belirtmektedir.
Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz,Enerji Jeopolitiği,Deniz Yetki Alanları,Mavi Vatan,GKRY,Hidrokarbon Kaynakları,İkili Anlaşmazlıklar,Bölgesel Güvenlik
GENİŞLETİLMİŞ ÖZET
Araştırma Problemi
Doğu Akdeniz havzası, tarihsel olarak stratejik bir kesişim noktası olmasının yanı sıra, günümüzde enerji kaynakları ve jeopolitik rekabetle yeniden şekillenmektedir. Çalışmanın temel problemi, bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının keşfi ile birlikte derinleşen deniz yetki alanı uyuşmazlıklarının, Türkiye ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasındaki ilişkiler ve bölgesel aktörlerin politikaları üzerindeki etkilerini analiz etmektir.
Araştırma Soruları
Çalışmada, Doğu Akdeniz’deki stratejik dönüşüm ve Türkiye-GKRY arasındaki anlaşmazlıklar şu temel sorular etrafında incelenmektedir:
- Doğu Akdeniz’in jeopolitik ve jeoekonomik önemi, bölgedeki güç mücadelelerini nasıl etkilemektedir?
- GKRY’nin tek taraflı hamleleri ve deniz yetki alanı iddiaları, Türkiye’nin bölgedeki haklarını nasıl sınırlandırmaktadır?
- Bölgesel ve küresel aktörlerin (Yunanistan, AB, ABD, Rusya, Mısır, İsrail) Türkiye-GKRY anlaşmazlığındaki rolü ve tercih ettikleri politikaların temel dinamikleri nelerdir?
Literatür Taraması
Doğu Akdeniz literatürü, bölgenin enerji jeopolitiği, deniz hukuku ve güç dengeleri üzerine kurulu geniş bir akademik çerçeveye sahiptir. Yaycı (2012; 2020), bölgenin jeopolitik önemini Kara, Deniz ve Hava Hakimiyeti teorileri bağlamında ele alırken; Keser ve Ak (2018), bölgeyi Orta Doğu ile Avrupa arasında kritik bir geçiş ve enerji güzergahı olarak tanımlamaktadır. İlgili literatürde, Levant Havzası’ndaki hidrokarbon rezervlerinin bölge ülkeleri için ekonomik potansiyeli ve bunun yarattığı rekabet ortamı detaylıca işlenmektedir. Ayrıca, uluslararası hukuk bağlamında 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve “hakkaniyet” ilkesi üzerinden, Sevilla Haritası gibi girişimlerin hukuki geçerliliği ve Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrini eksenindeki tezleri akademik tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
Yöntem
Bu çalışma, nitel araştırma yöntemini ve durum incelemesi (case study) modelini kullanarak Doğu Akdeniz’deki yetki alanı uyuşmazlıklarını ve Türkiye-GKRY ilişkilerini incelemektedir. Çalışma kapsamında; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı açıklamaları, bölge ülkeleri arasındaki ikili antlaşmalar, uluslararası kuruluşların raporları ve akademik analizler birincil ve ikincil veri kaynağı olarak kullanılmıştır. Bölgedeki enerji projeleri (EastMed, Doğu Akdeniz Gaz Forumu), tatbikatlar ve askeri/diplomatik hamleler, çatışma ve iş birliği ekseninde karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir.
Bulgular ve Sonuçlar
Çalışmanın bulguları, Doğu Akdeniz’deki rekabetin enerji eksenli olduğunu ve GKRY’nin Yunanistan ile birlikte hareket ederek Türkiye’yi bölgede sınırlı bir alana hapsetme stratejisi izlediğini göstermektedir.
- Türkiye, bu baskılara karşı diplomasi kanallarını açık tutarken, “Gambot Diplomasisi” ve Libya ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı gibi kararlı adımlarla sahada aktif bir güç olduğunu kanıtlamıştır.
- Bölgedeki enerji kaynaklarının taşınması ve paylaşımı sürecinde Türkiye ve KKTC’nin yok sayıldığı girişimlerin kalıcı bir barış ve iş birliği sağlaması mümkün görünmemektedir.
- Sonuç olarak, Türkiye’nin en uzun kıyı şeridine sahip ülke olması gerçeği ışığında, Doğu Akdeniz’de herhangi bir bölgesel dengenin, Türkiye’nin hak ve çıkarları gözetilmeden kurulması mümkün değildir.
Bu çalışma, Doğu Akdeniz’de istikrarın ancak tüm kıyıdaş ülkelerin katılımıyla ve adil bir paylaşım düzeniyle sağlanabileceğini ortaya koymaktadır.
Deniz HASIRCI – SvS Stajyeri
Yazının tamamı için:






