Trump Döneminde ABD’nin Küresel Geri Çekilişi ve Rusya’nın Avrupa’daki Yayılmacı Stratejisi

Giriş

2017–2021 yılları arasında görev yapan Donald Trump, ABD dış politikasında önemli değişimlere gitmiştir. ‘America First’ yaklaşımı, ABD’nin küresel liderlik rolünü sınırlamayı ve maliyetli dış angajmanlardan kaçınmayı hedeflemiştir. Bu yaklaşım özellikle Avrupa ile olan transatlantik ilişkilerde belirli gerilimlere yol açmıştır.

Bu dönemde ABD’nin NATO’ya ve Avrupa güvenliğine olan bağlılığının sorgulanması, uluslararası sistemde güç dengesi tartışmalarını yeniden gündeme getirmiştir. Bazı akademisyenlere göre bu süreç Rusya’nın Avrupa’da daha aktif bir politika izlemesine zemin hazırlamıştır.

1. America First Doktrini ve Transatlantik İlişkiler

Trump yönetimi, ABD dış politikasında geleneksel olarak önemli olan çok taraflılık ilkesini sorgulamış ve daha ulusal çıkar odaklı bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu bağlamda NATO müttefikleri savunma harcamalarını artırmaları konusunda sık sık eleştirilmiştir.

2018 NATO Zirvesi bu tartışmaların en görünür olduğu toplantılardan biri olmuştur. Trump, özellikle Almanya’nın savunma harcamalarının düşük olduğunu ve Rusya’dan enerji satın almasının stratejik bir çelişki yarattığını ifade etmiştir. Bu durum Avrupa’da ABD’nin güvenlik taahhütlerine ilişkin bazı soru işaretlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

2. ABD’nin Uluslararası Anlaşmalardan Çekilmesi

Trump yönetimi yalnızca NATO politikalarıyla değil, aynı zamanda bazı uluslararası anlaşmalardan çekilme kararlarıyla da dikkat çekmiştir. ABD bu dönemde Paris İklim Anlaşması, İran Nükleer Anlaşması (JCPOA) ve Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF) gibi önemli anlaşmalardan ayrılmıştır.

Özellikle 2019 yılında INF anlaşmasının sona ermesi Avrupa güvenliği açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. ABD, Rusya’nın 9M729 füze sistemini geliştirerek anlaşmayı ihlal ettiğini ileri sürmüş, Rusya ise bu suçlamaları reddetmiştir. Bu gelişme Avrupa’da yeni bir silahlanma yarışının başlayabileceği yönünde tartışmalara yol açmıştır.

3. Rusya’nın Avrupa’daki Stratejik Hamleleri

Rusya Federasyonu, Vladimir Putin liderliğinde özellikle 2010’lu yıllardan itibaren Avrupa güvenliğini etkileyen çeşitli stratejik adımlar atmıştır. Bu politikaların en dikkat çekici örneklerinden biri 2014 yılında Kırım’ın ilhak edilmesidir.

Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi Batı ülkeleri tarafından uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirilmiş ve Rusya’ya karşı çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulanmıştır. Bunun yanı sıra Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçı gruplara destek verdiği iddiaları da bölgedeki güvenlik krizini derinleştirmiştir.

Rusya ayrıca enerji politikalarını da stratejik bir araç olarak kullanmaktadır. Almanya’ya uzanan Nord Stream 2 doğal gaz boru hattı projesi, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırabileceği gerekçesiyle ABD ve bazı Avrupa ülkeleri tarafından eleştirilmiştir.

4. Güç Boşluğu Tartışması

Uluslararası ilişkiler literatüründe ‘power vacuum’ yani güç boşluğu kavramı önemli bir analiz aracıdır. Bir büyük gücün belirli bir bölgede etkisinin azalması, diğer aktörlerin daha aktif hale gelmesine neden olabilir.

Trump döneminde ABD’nin bazı alanlarda daha sınırlı bir dış politika izlemesi, Rusya’nın Avrupa ve yakın çevresinde daha görünür bir rol üstlenmesine katkıda bulunmuş olabilir. Ancak bazı akademisyenler Rusya’nın bu politikalarının Trump’tan önce başladığını ve daha uzun vadeli stratejik hedeflere dayandığını savunmaktadır.

5. Teorik Çerçeve: Realizm ve Güç Dengesi

Bu gelişmeler uluslararası ilişkilerde realizm teorisi çerçevesinde değerlendirilebilir. Realist yaklaşıma göre uluslararası sistem anarşiktir ve devletler kendi güvenliklerini sağlamak için güçlerini artırmaya çalışırlar.

John J. Mearsheimer, Ukrayna krizinin temel nedenlerinden birinin NATO’nun doğuya doğru genişlemesi olduğunu savunmaktadır. Bu görüşe göre Rusya, Batı’nın genişlemesini kendi güvenliği açısından bir tehdit olarak algılamaktadır.

Stephen Walt ise ABD’nin liberal müdahaleci dış politikasının her zaman başarılı olmadığını ve daha sınırlı, realist bir stratejinin daha sürdürülebilir olabileceğini öne sürmektedir.

Sonuç

Trump dönemi, ABD dış politikasında belirli değişimlerin yaşandığı bir dönem olarak değerlendirilebilir. Transatlantik ilişkilerde yaşanan tartışmalar Avrupa güvenlik mimarisinde bazı belirsizliklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Rusya ise bu süreçte Avrupa’daki stratejik etkisini artırmaya yönelik politikalarını sürdürmüştür. Bununla birlikte Rusya’nın yayılmacı stratejisi yalnızca Trump dönemiyle sınırlı değildir; daha geniş jeopolitik ve tarihsel dinamiklerle ilişkilidir.

Gizem İRİŞOĞLU – SvS Stajyeri

Paylaş