Bosna Savaşı (1992-1995), Sosyalist Federal Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Bosna Hersek’in Yugoslavya’dan ayrılmasından sonra başlayan bir savaştır. Birçok etnikten insana ev sahipliği yapan, Bosna Hersek’in bağımsızlık süreci kısa sürede silahlı çatışmaya evirilmiştir. Savaş 7 Nisan 1992 yılında Avrupa Birliği ve ABD’nin Bosna Hersek’in bağımsızlığını tanımasından hemen sonra başlamıştır. Bosnalı Sırp güçleri, Yugoslav ordusundan kalan ağır silahların da desteğiyle günümüz tarihinin en uzun kuşatmalarından biri olarak kabul edilen kuşatmayı gerçekleştirmişlerdir. Bin günden fazla süren kuşatma boyunca şehir sürekli bombardıman ve keskin nişancı ateşi altında kalmıştır. Diğer yandan, Bosna Savaşı 1995 yılında gerçekleşen Srebrenitsa Katliamı ile en trajik noktasına ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’da binlerce Boşnak; kadın, yaşlı ya da çocuk demeden sistematik biçimde katledilmiş; bu olay daha sonra uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak tanımlanmıştır. Bu gelişmeler, Bosna Savaşı’nın yalnızca askeri bir çatışma değil, sivillerin korunmasına ilişkin uluslararası hukuk normlarının ciddi biçimde ihlal edildiği bir süreç olduğunu ortaya koymuştur.
Bu çalışma, Bosna Savaşı’nda sivillerin hedef alınmasını ve Saraybosna Kuşatması bağlamında ortaya atılan “insan safarisi” iddialarını, incelemeyi amaçlamaktadır.
Saraybosna Kuşatması sırasında keskin nişancı saldırılarının sivillere yönelik sistematik bir uygulama olduğu uluslararası mahkeme kararlarında da ortaya konulmuştur. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (International Criminal Tribunal for the former Yugoslavia), kuşatma boyunca sivillerin günlük yaşamlarını sürdürürken keskin nişancı ateşine maruz kaldığını tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca bu saldırıların yalnızca askeri bir çatışmanın sonucu olmadığını, siviller arasında korku yaratmayı amaçlayan bir planın parçası olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, söz konusu planın temel amacının keskin nişancı ve bombardıman kampanyası yoluyla Saraybosna’daki sivil nüfusu terörize etmek olduğunu vurgulamaktadır (ICTY, 2016). Bu noktadan hareketle, sivillerin gündelik yaşam içinde hedef alınması, savaş sırasında ortaya çıkan sıradan bir şiddet biçimi değil, insan hayatının değersizleştirildiği bir durum olarak değerlendirilebilir.
Son yıllarda ortaya çıkan ve kamuoyunda “insan safarisi” olarak adlandırılan iddialar ise bu şiddetin daha farklı bir boyutuna dikkat çekmiştir. Bu durum, Lennon ve Foley’in (2000) “ölüm, felaket ve zulümle ilgili turistik ilgi” olarak tanımladığı Karanlık Turizm (Dark Tourism) kavramıdır. Onlara göre, modern dünyada insanlar trajedilere ve ölümlere karşı tuhaf bir ilgi duymaya başlamış, medya ve teknoloji de bu acıları birer izlenecek nesne haline getirmiştir. Ancak Bosna’daki iddialar bu durumu bambaşka bir boyuta taşıyor: Burada söz konusu olan sadece uzaktan izlemek değil, para ödeyerek bir katliama ortak olmaktır. Slovenyalı yönetmen Miran Zupanic’in 2022 yılında gösterime giren “Sarajevo Safari” adlı belgeseli, savaş sırasında farklı uyruklardan kişilerin Sırp mevzilerini ziyaret ederek sivillere ateş açtıkları yönündeki tanıklıkları beyaz perdeye taşımaktadır. Film, kesin hüküm vermekten ziyade, savaşın ahlaki sınırlarının nasıl aşılabildiğine dair sorular sormayı amaçlamaktadır. Özellikle çocukların hedef alınması durumunda fiyatın yükseldiği yönündeki tanıklıklar da bulunmaktadır.
Bu iddialar, İtalyan yazar Ezio Gavazzeni’nin Şubat 2025’te sunduğu suç duyurusuyla birlikte hukuki bir boyut kazanmış ve uluslararası kamuoyunun gündemine oturmuştur. Bu kadar uzun süreli bir gecikme, savaş suçlarının takibindeki kanıt yetersizliği ve bölgedeki siyasi dengelerin yarattığı cezasızlık kültürü ile açıklanabilir. Gavazzeni’nin topladığı tanıklıklar ve belgeler doğrultusunda Milan Attorney General’s Office tarafından başlatılan soruşturma, Sarajevo kuşatması sırasında bazı yabancı sivillerin para karşılığında keskin nişancı faaliyetlerine katılmış olabileceği iddiasını incelemektedir. (Elpais,2026). Gavazzeni, bu kişilerin “silahlara ve avcılığa ilgi duyan, sosyal çevrelerinde tanınan zengin profesyoneller” olduğunu belirtirken, katılımcı sayısının yüzlerle ifade edilebileceğini söylemektedir (AA, 2025).
Ayrıca, Bosna askeri istihbaratında görev yapmış Edin Subašić’in ifadelerine göre, 1990’lı yıllarda bazı yabancı kişilerin Saraybosna’ya gelerek keskin nişancı saldırılarına katıldığına dair bilgiler dönemin istihbarat birimlerine iletilmiştir. Benzer şekilde Saraybosna kuşatmasını çocuk yaşta yaşamış tanıklar, özellikle hafta sonlarında keskin nişancı saldırılarının arttığına dair bir algının toplumda yaygın olduğunu belirtmektedir. Ayrıca eski bir ABD deniz piyadesi olan John Jordan’ın ICTY’de verdiği ifadede “tourist shooters” olarak tanımladığı kişilerin varlığından söz etmesi, bu iddiaların savaş sonrası hafızada yer eden bir unsur olduğunu göstermektedir (Aljazeera, 2025).
Bununla birlikte, insan safarisi iddiaları kamuoyunda tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Bazı kaynaklarda, Bosna askeri istihbaratının 1993 yılında bu faaliyetlere ilişkin bilgiler elde ettiği ve 1994’te İtalyan askeri istihbaratına (SISMI) bildirdiği ifade edilmektedir. İddialara göre, bu kişilerin İtalya’nın Trieste kentinden bölgeye ulaştığı ve kısa süre sonra bu faaliyetlerin durdurulduğu belirtilmiştir (BBC, 2025). Öte yandan, Saraybosna’da görev yapmış bazı yabancı askerlerin bu tür keskin nişancı turizmi faaliyetlerine dair doğrudan bir gözleme sahip olmadıklarını söylemeleri, konunun birçok açıdan hâlâ araştırılmakta olan bir mesele olduğunu göstermektedir. Bu durum, savaş suçlarının ortaya çıkarılmasının ne kadar zor ve karmaşık olabildiğini de ortaya koymaktadır.
Bosna Savaşı’nda yaşananları anlamak yalnızca tarihsel verileri ve mahkeme kararlarını incelemekle sınırlı değildir; savaşın ve bu insan safarisi iddialarının insanlarda yarattığı derin etkiyi de kavramak önemlidir. Bosna’ya gittiğim zaman Umut Tüneli’ni görmek ve Srebrenitsa’yı ziyaret etmek, savaşın soyut bir siyasi çatışmadan ibaret olmadığını daha net bir şekilde anlamama neden oldu. Bu mekânlar, savaşın yalnızca askeri stratejiler ve diplomatik süreçlerle açıklanamayacağını; her istatistiğin bireysel bir yaşamı ve geri dönülmez bir kaybı temsil ettiğini hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, sivillerin hedef alınmasına ilişkin yargı kararları ve insan safarisi gibi iddialar, yalnızca hukuki tartışmalar değil, modern savaşların etik sınırlarını sorgulamayı gerektiren meseleler olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak Bosna Savaşı, yakın bir tarihte yaşanan önemli bir tarihsel örnektir. Saraybosna Kuşatması sırasında sivillerin hedef alınması ve yıllar sonra ortaya çıkan insan safarisi iddiaları, savaşın ahlaki sınırlarının nasıl aşılabildiğini gözler önüne sermektedir. Nitekim Aliya Izzetbegoviç de savaşın Bosna toplumunda yalnızca fiziksel yıkım yaratmadığını, insanların düşünme ve hissetme biçimlerini de değiştirdiğini ifade eder. Ona göre, yaşanan büyük kayıplar ve yıkımın ardından Bosna artık eskisi gibi olmayacaktır ve bu değişimin farkında olarak geleceği kurmak gerekmektedir (Izzetbegoviç, 2011 s. 203). Bu değerlendirme, savaşın yalnızca geçmişte kalmış bir olay olmadığını, toplumsal hafızada ve kimliklerde kalıcı izler bıraktığını göstermektedir.
Nurbanu KILIÇ – SvS Stajyeri






