Sudan’ın Egemenlik Krizi

Sudan, 1956 yılındaki bağımsızlığından bu yana askeri darbeler, iç savaşlar ve yapısal istikrarsızlıklarla bilinir; ancak 2019 yılında Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesiyle başlayan süreç, ülkeyi daha önce görülmemiş bir insani felaket ve devlet çöküşüne sürüklemiştir. Sudan krizini 2019’daki halk ayaklanmasından başlayarak 2026 yılına kadar çatışmanın aktörlerini, motivasyonlarını ve bölgesel etkilerini anlatır.

Sudan’daki krizin köklerini anlamak için, ülkenin çevresel bölgeleri ile Hartum merkezli elitler arasındaki gerilim incelenmelidir. 1899-1956 yılları arasındaki İngiliz-Mısır ortak yönetimi, kuzeydeki Arap-Müslüman elitleri kayıran bir idari yapı inşa ederek, ülkenin güney ve batı bölgelerinde (Darfur, Kordofan) derin bir dışlanmışlık hissi yaratmıştır. Bağımsızlık sonrası 15’ten fazla askeri darbe ve iki büyük iç savaş yaşanmıştır.

2003 yılında Darfur’da patlak veren isyan, bugünkü krizin en önemli aktörlerinden biri olan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (RSF) doğumuna zemin hazırlamıştır. O dönemde Ömer el-Beşir hükümeti, bölgedeki Afrika kökenli isyancı grupları (Fur, Masalit ve Zaghawa) bastırmak için “Janjaweed” olarak bilinen Arap milislerini kullanmıştır. Bu milisler, 300.000 civarında insanın ölümüyle sonuçlanan ve uluslararası toplum tarafından soykırım olarak nitelendirilen sistematik şiddet eylemlerine girişmiştir. 2013 yılında Beşir, bu milis yapılarını daha düzenli bir hale getirerek Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti) komutasında Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (RSF) dönüştürmüştür. Beşir’in bu hamlesindeki temel amacı, düzenli orduya (SAF) karşı kendisini koruyacak “darbe geçirmez” bir paramiliter yapı oluşturmaktır.

Aralık 2018’de ekonomik kriz, ekmek ve yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle başlayan protestolar, kısa sürede 30 yıllık Beşir diktatörlüğünün sonunu getirmiştir. 11 Nisan 2019 tarihinde, halkın aylarca süren kararlı direnişi karşısında ordu ve RSF ittifak yaparak Beşir’i devirmiştir. Bu süreçte General Abdülfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ve Hemedti liderliğindeki RSF, devrimin “koruyucuları” sıfatıyla Askeri Geçiş Konseyi’ni (TMC) kurmuştur.

Ancak askeri kanat ile sivil protestocular arasındaki uzlaşma kısa sürmüştür. 3 Haziran 2019’da Hartum’daki Genelkurmay Başkanlığı önünde devam eden sivil oturma eylemine düzenlenen ve RSF’nin başrolde olduğu iddia edilen kanlı müdahale, yüzlerce sivilin ölümüyle sonuçlanmış ve askeri-sivil güvenini tamamen yok etmiştir. Buna rağmen, uluslararası baskılar neticesinde Ağustos 2019’da bir anayasal bildirge imzalanmış ve sivil ekonomist Abdullah Hamdok başbakanlığında bir geçiş hükümeti kurulmuştur.

Yani;

  • 11 Nisan 2019: Beşir’in 30 yıllık rejimi çöktü.
  • 3 Haziran 2019: Hartum Katliamı ile RSF, sivil-asker kopuşu derinleştirdi.
  • 21 Ağustos 2019: Hamdok Hükümeti ile sivil-asker ortaklığı ve geçiş dönemi resmen başladı.
  • 3 Ekim 2020: Juba Barış Anlaşması ile SAF/RSF ve bazı isyancı gruplar silahsızlanmayı kabul etti.

25 Ekim 2021’de General Burhan ve Hemedti, sivil ortaklarını devirerek tüm iktidarı ellerinde topladıkları bir darbe gerçekleştirdi. Ancak bu “darbe ortaklığı”, kısa sürede bir “güç rekabetine” dönüşmüştür. Burhan, ordu içindeki eski rejim (İslamcı) unsurlarının desteğiyle konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken; Hemedti, kendisini darbeden pişmanlık duyan ve sivil yönetimi destekleyen bir figür olarak konumlandırmaya başlamıştır.

Krizin merkezindeki temel soru, “Hangi ordu gerçek ordu?” sorusuydu. RSF, altın madenleri ve ticari yatırımlarıyla devasa bir ekonomik güce ulaşmış, aynı zamanda Yemen ve Libya’da paralı asker olarak görev yaparak uluslararası bir ağ kurmuştur. Ordu ise RSF’yi kendi hiyerarşisine tehdit oluşturan bir “kanser hücresi” gibi görmeye başlamıştır.

5 Aralık 2022 tarihinde imzalanan Siyasi Çerçeve Anlaşması, ordunun siyasetten çekilmesini ve RSF’nin orduya entegre edilmesini öngörüyordu. Ancak bu anlaşma, krizin çözümünden ziyade savaşın fitilini ateşleyen unsur olmuştur.

Entegrasyonun süresi konusundaki anlaşmazlık savaşı kaçınılmaz hale getirmiştir:

  • SAF (Burhan): RSF’nin 2 yıl içinde tamamen orduya katılmasını ve tüm emir-komuta zincirinin Genelkurmay Başkanına bağlanmasını talep etti.
  • RSF (Hemedti): Bu sürecin 10 yıla yayılmasını ve RSF’nin bu süre zarfında özerk yapısını ve sivil bir otoriteye (devlet başkanı) bağlılığını korumasını şart koştu.

Mart 2023’te her iki taraf da Hartum sokaklarına ve stratejik noktalara asker yığmaya başlamıştı. 13 Nisan’da RSF’nin Merowe Hava Üssü civarına izinsiz sevkiyat yapması, ordunun bunu “yasadışı seferberlik” ilan etmesiyle sonuçlanmış ve geri sayım başlamıştır.

15 Nisan 2023’te Hartum’da ağır silah sesleri duyulmaya başladı. Çatışmalar aynı anda Hartum Uluslararası Havalimanı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Genelkurmay Karargâhı çevresinde patlak verdi. RSF, havalimanını ele geçirdiğini ve sivil uçakları vurduğunu iddia ederken, ordu hava kuvvetlerini devreye sokarak RSF mevzilerini bombalamaya başladı.

Savaşın ilk aşamasında RSF, Hartum’un büyük bir kısmını işgal ederek sivillerin evlerini karargâh olarak kullanmaya ve “insan kalkanı” taktiğiyle orduyu durdurmaya çalıştı. Ordu ise Hartum’daki birlikleri kuşatma altına alındığı için başlangıçta savunma pozisyonunda kaldı. Çatışmalar hızla Darfur bölgesine sıçradı ve burada etnik temelli şiddet olayları yeniden alevlendi.

2024 yılı, Sudan’ın fiilen ikiye bölündüğü ve RSF’nin batı bölgelerinde tam hâkimiyet kurduğu bir yıl olarak tarihe geçmiştir. RSF, 2023 sonu ve 2024 başında Nyala, El Geneina ve Zalingei gibi Darfur eyalet merkezlerini ele geçirerek Batı Sudan’da kendi idaresini kurmaya başlamıştır. Bu süreçte özellikle Batı Darfur’da Masalit topluluğuna yönelik gerçekleştirilen saldırılar, BM tarafından insanlığa karşı suçlar ve soykırım emaresi olarak raporlanmıştır.

Aralık 2023’te Wad Madani’nin düşmesi, ordu için tam bir felaket olmuştur. Sudan’ın “ekmek sepeti” olarak bilinen bu bölgenin kaybı, gıda güvenliğini yok etmiş ve milyonlarca insanı tekrar göç yollarına düşürmüştür. Ancak bu ağır yenilgi, ordunun yeniden yapılanma sürecini de başlatmıştır.

2024 sonbaharında ordu, “Onur Savaşı” adını verdiği büyük bir karşı taarruz başlatmıştır. Bu harekâtta ordunun en büyük kozu, Türkiye’den temin edilen Bayraktar TB2 ve Akıncı İHA’ları ile Mısır ve İran’dan gelen teknik destek olmuştur.

İHA’ların sağladığı hava üstünlüğü, RSF’nin Hartum sokaklarındaki ikmal hatlarını vurarak paramiliter gücü zayıflatmıştır.

26 Mart 2025’te General Burhan, Hartum’un “özgürleştiğini” ilan etmiştir. SAF birlikleri, Nil üzerindeki köprüleri ele geçirerek RSF’yi başkentten büyük ordu birliklerinin bulunduğu Omdurman ve Hartum Kuzey (Bahri) bölgelerine geri itmiştir. Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve uluslararası havalimanı yeniden ordunun kontrolüne geçmiştir.

Ancak bu zafer, savaşın bittiği anlamına gelmiyordu. Ekim 2025’te RSF, Darfur’daki son ordu direniş noktası olan El Fasher’i ele geçirerek karşılık vermiştir. El Fasher’in düşüşü, Sudan’ın doğu (SAF) ve batı (RSF) şeklinde iki ayrı devlete bölünmesi riskini kalıcı hale getirmiştir.

2026’da Sudan, dünyanın en büyük yerinden edilme ve açlık kriziyle karşı karşıyadır. Şubat 2026 verileri, 25 milyon insanın yardıma muhtaç olduğunu ve El Fasher ile Kadugli’de kıtlığın resmen yaşandığını doğrulamaktadır.

Siyasi alanda ise 2026 yılına damga vuran olay, ABD Başkanı Trump’ın “Barış Kurulu” girişimi olmuştur. Trump yönetimi, Şubat 2026’da Sudan için yeni bir barış planı sunmuş; bu plan 3 aylık bir insani ateşkes ve ardından 9 aylık bir geçiş dönemiyle sivil yönetime dönüşü hedeflemektedir. Ancak bu plan, bölgesel aktörlerin (BAE ve Mısır) Sudan üzerindeki rekabeti ve ordu içindeki İslamcı grupların (Al-Baraa Ibn Malik Tugayı gibi) tavizsiz duruşu nedeniyle büyük bir belirsizlikle karşı karşıyadır.

Bunun yanı sıra çeşitli ülkeler farklı şekillerde yardımlarda bulunmuştur:

  • Mısır – SAF (Ordu): İHA, eğitim, istihbarat, Nil suyu güvenliği.
  • BAE – RSF: Silah, finans, lojistik, altın madenleri ve limanlar.
  • Türkiye – SAF (Ordu): TB2/Akıncı SİHA’lar, bölgesel nüfuz ve savunma sanayi ihracatı.
  • Suudi Arabistan – Her iki taraf: Arabuluculuk (Cidde Görüşmeleri), Kızıldeniz güvenliği ve liderlik.
  • Rusya (Wagner) – RSF (başlangıçta): Askerî ekipman, altın ticareti, Batı etkisini kırma ve kaynak sömürüsü.

Sudan krizini bir devletin ontolojik çöküş süreci olarak değerlendirmek mümkündür.

Abdülfettah el-Burhan ve SAF (Ordu): Ordunun iddiası, Sudan devletinin bekasını korumak ve RSF gibi “asi” bir yapıyı tasfiye etmektir. Ancak ordunun arkasında, 30 yıllık Beşir rejiminin kemikleşmiş bürokrasisi ve son dönemde sahaya inen İslamcı milis grupları bulunmaktadır. Bu gruplar için savaş, devrim sonrası kaybettikleri gücü geri alma mücadelesidir.

Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti) ve RSF: Hemedti, kendisini Sudan’da bölgelerin sesi ve demokrasi savunucusu olarak sunmaktadır. Ancak RSF’nin sahadaki eylemleri (yağma, tecavüz, etnik temizlik), bu söylemi boşa çıkarmaktadır. RSF için gerçek hedef, Hartum merkezli nehir elitlerinin hegemonyasını kırarak Sudan’ın zenginliklerini (altın ve tarım) kendi elinde toplamaktır.

Sudan’daki savaş, modern tarihin en ağır insani yıkımlarından birine yol açmıştır. Ölü sayılarında resmi rakamlar 15.000–30.000 arasında değişse de, yerel kaynaklar ve uzmanlar doğrudan ve dolaylı ölümlerin 150.000’i aştığını, sadece Hartum’da 60.000’den fazla kişinin öldüğünü belirtmektedir. 12 milyondan fazla insan evini terk etmiştir. Bunların 9 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş (IDP), 3 milyonu ise Çad, Mısır ve Güney Sudan gibi komşu ülkelere sığınmıştır.

Sudan nüfusunun %45’i (21 milyon kişi) akut gıda güvensizliği içindedir. Çocuklar arasında yetersiz beslenme oranı %30 eşiğini aşarak kıtlık seviyesine ulaşmıştır.

2026 yılı itibarıyla Sudan, tarihinin en kritik kavşağındadır. Savaşın seyri, sadece sahadaki askerî başarılara değil, aynı zamanda dış güçlerin desteğinin kesilip kesilmeyeceğine bağlıdır. SAF, Hartum’u geri alarak önemli bir mevzi kazanmış olsa da, RSF’nin Darfur’daki varlığı ve gerilla taktikleri savaşın daha uzun yıllar sürebileceğini göstermektedir.

En muhtemel senaryo, Sudan’ın uzun süreli bir “parçalanmış devlet” haline gelmesidir. Bir tarafta Port Sudan merkezli uluslararası alanda tanınan ordu hükümeti, diğer tarafta Darfur’da kendi idaresini kurmuş olan RSF. Bu bölünme, tüm Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz havzası için kalıcı bir istikrarsızlık kaynağı olacaktır. Sudan halkı için ise bu süreç, devrimle yeşeren umutların yerini mutlak bir hayatta kalma mücadelesine bıraktığı karanlık bir dönem olarak tarihe geçmiştir.

Kaynakça

  • Ali, H. E. (2024). Sudan’ın İnsani Krizi ve Askeri Elitlerin Savaşı: Çözüm Beklentileri. Doha Enstitüsü, Çatışma ve İnsani Çalışmalar Merkezi.
  • Ahmed, M. A. (2026). Etiyopya: Elit Yanılsamaları ve Stratejik Yanlış Okumalar. Borkena Ethiopian News.
  • Ahmed, O. S. (2025). Sudan’da Devam Eden Savaşın Eleştirel Analizi (2023-Günümüz). Cogent Social Sciences Dergisi.
  • Elhag, A. & Fishman, B. (2026). Sudan Savaşı ile Dayatılmış Barış Arasında Duruyor. Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü.
  • Etefa, T. (2026). Hartum’un Düşüşü: Sudan’daki Savaşı Anlamak. Oromo Çalışmaları Dergisi, 30(1).
  • Gavin, M. (2026). Sudan’ın Savaşı, Afrika’nın Suç Ortaklığı. Dış İlişkiler Konseyi (CFR).
  • Holland, S., Lewis, S. & Nakhoul, S. (2026). Trump, Birçok Gazze Sorusu Çözülmemişken Barış Kurulu’nun İlk Toplantısına Başkanlık Edecek. Reuters/Al-Monitor.
  • IPC Teknik Çalışma Grubu. (2026). Sudan’ın Darfur Bölgesinde Kıtlık Tehdidi Artıyor. Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması.
  • Nsaibia, H. (2026). Afrika Medya İncelemesi: Sudan’da Sivil Ölümleri İki Katına Çıktı. ACLED (Çatışma Konum ve Olay Veri Projesi).
  • Walsh, D. (2025). Hartum’un Kurtuluşu: Sudan İçin Acı Tatlı Bir An. The New York Times/Geeska.
  • Woldemichael, S. & Boswell, A. (2026). Sudan Savaşında Karar Anı mı?. Uluslararası Kriz Grubu (ICG).

Zehra ALMAZ – SvS Stajyeri

Paylaş