Sudan’da 2023’ten bu yana süregelen SAF ve RSF’nin iktidar mücadelesi gibi görünen iç savaş, aslında çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Çatışmalar, bölgesel ve küresel aktörlerin çıkarlarının yerel aktörler üzerinden yürütüldüğü bir vekâlet savaşıdır. Sudan’ın stratejik konumu, doğal kaynak zenginliği ve Kızıldeniz’e erişimi bu dönüşümü kolaylaştıran temel unsurlar arasındadır.
Olayların Tarihsel Arka Planı
Sudan’da yaşanan mevcut çatışmaların kökeni yalnızca 2023 yılına dayanmamaktadır. 2019 yılında uzun yıllar iktidarda kalan Ömer el-Beşir’in halk protestoları sonucunda devrilmesi yeni bir siyasi sürecin başlangıcı olmuştur. Peşinden kurulan sivil-asker geçiş yönetimi devletin yeniden yapılanmasını ve demokratikleşmeyi amaçlamıştır.
Ancak 2021 yılında gerçekleşen askeri müdahale geçiş sürecini sekteye uğratmış ve ordu içindeki güç dengelerini hassas hale getirmiştir. Bu süreçte Sudan ordusunun başındaki Abdulfettah el-Burhan ile RSF lideri Muhammed Hamdan Dagalo arasındaki rekabet belirginleşmiş hatta RSF’nin orduya entegrasyonu meselesi iki güç arasında temel kriz başlığı olmuştur. 2023’te başlayan savaş bu kişilerin arasındaki gerilimin çatışmaya dönüşmüş halidir.
SAF Nedir?
- Ülkenin düzenli askeri gücüdür (Resmî Sudan Ordusu)
- Kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşur.
- Devleti ve merkezi yönetimi temsil eder.
RSF Nedir?
- Sudan’da faaliyet gösteren paramiliter bir güçtür.
- Darfur bölgesindeki milis yapılanmalarının kurumsallaştırılmasıyla ortaya çıkmıştır.
- Zamanla güçlü ve yarı özerk bir silahlı yapı haline gelmiştir.
İç aktörlerden biri olan SAF (Sudanese Armed Forces) Sudan’ın resmi ordusu olarak merkezi hükümetin güvenliğini ve toprak bütünlüğünü savunurken RSF (Rapid Support Forces) başlangıçta Darfur bölgesindeki milislerin yeniden örgütlenmesiyle ortaya çıkan paramiliter bir yapıdır. Zamanla hem silah kapasitesi hem de ekonomik kaynakları (özellikle altın ticareti ve sınır ticareti gibi gelirlerle) güçlenmiş ve devletin resmi ordusundan ayrı bağımsız bir askeri ve siyasi aktöre dönüşmüşlerdir.
RSF’nin Kökeni
RSF’nin varlığı Darfur bölgesinde faaliyet gösteren ve “Cancavid” olarak anılan gruplara uzanmaktadır. Bu yapı zamanla kurumsallaştırılmış ve devlete dahil edilmiştir. Ancak RSF’nin özellikle altın madenleri üzerindeki kontrolü ve sınır ticareti sayesinde ciddi bir ekonomik özerklik kazanması, onu yalnızca askeri değil ekonomik açıdan da güçlü bir aktör haline getirmiştir. Bu durum iki güç arasındaki rekabeti daha da derinleştirmiştir.
İlk zamanlar iki askeri yapının birbirine üstünlük kurma mücadelesi gibi görünen çatışmalar kısa sürede uluslararası boyut kazanmıştır çünkü Sudan’ın Afrika ile Orta Doğu arasında stratejik bir geçiş noktası olması, Kızıldeniz’e kıyısının bulunması ve zengin doğal kaynaklara sahip olması aktörlerin ilgisini çekmiştir. Yaşanan iç karışıklıklar ve otorite boşluğu da yerel güçler üzerinden yürütülen bir nüfuz mücadelesine zemin oluşturmuştur. Aktörler silah ve finansman sağlama, diplomatik meşruiyet tanıma, lojistik ve istihbarat desteği gibi farklı boyutlarda çatışmaya dahil olmakta bu durum da çatışmanın uzamasına yol açmaktadır.
Vekâlet Savaşı Nedir?
Vekâlet savaşı, büyük ya da bölgesel güçlerin doğrudan çatışmaya girmek yerine yerel aktörler üzerinden kendi çıkarlarını sürdürdükleri çatışma biçimidir. Bu savaşlarda yerel taraflar fiilen savaşırken, dış aktörler finansman, silah, diplomasi ve istihbarat desteği sağlayarak çatışmanın gidişatını etkilemektedir. Özellikle Soğuk Savaş döneminde görülen bu savaş günümüzde de farklı coğrafyalarda etkisini sürdürmektedir. Sudan’daki tablo da bu çerçeve ile büyük ölçüde örtüşmektedir.
Neden Sudan?
- Afrika ile Orta Doğu arasında kritik bir bağlantı noktası olması
- Kızıldeniz’e kıyısının bulunması
- Zengin doğal kaynaklara sahip olması (özellikle altın rezervleri)
- Tarım ve hayvancılık potansiyeli
- İç karışıklıklar ve otorite boşluğu bulunması
a) SAF’a Destek Veren Aktörler
Mısır
Mısır, özellikle Nil havzası ve sınır güvenliği bağlamında kendi ulusal güvenliğini korumak için Sudan ordusuna yakın bir tutum sergilemektedir. Mısır’ın kaygısı Sudan’daki istikrarsızlığın Nil su kaynakları üzerindeki dengeleri etkilemesidir.
Suudi Arabistan
Suudi Arabistan, Kızıldeniz güvenliği ve ticaret yollarının korunması için Sudan’daki istikrarı önemsemektedir. Aynı zamanda dönem dönem arabuluculukta bulunarak çatışmanın kontrol altına alınmasını amaçlamıştır.
Türkiye
Türkiye, Sudan’da devlet yapısının tamamen dağılmasını önlemeye yönelik bir tutum sergilemiş ve diplomatik temaslarını sürdürmüştür. Türkiye’nin yaklaşımı, ülkedeki siyasi istikrarın korunması ve uzun vadeli stratejik ilişkilerin devamlılığıdır.
ABD
Amerika Birleşik Devletleri, çatışmalar karşısında yaptırım ve diplomatik baskı araçlarını kullanmış, aynı zamanda insani yardım ve ateşkes çağrıları üzerinden sürece müdahil olmuştur. Bu yaklaşım, Sudan’daki güç dengelerini doğrudan askeri değil siyasi ve ekonomik araçlarla etkileme çabası olarak değerlendirilebilir.
b) RSF’ye Destek Veren Aktörler
Birleşik Arap Emirlikleri
Birleşik Arap Emirlikleri, RSF ile kurduğu ilişkilerle savaşın önemli dış aktörlerinden biri olarak görülmektedir. Bu ilişki Kızıldeniz ticaret yollarıyla bağlantılıdır.
Rusya
Rusya’nın Sudan’daki ilgisi özellikle altın kaynaklarına erişim ve Afrika’daki etki alanını genişletme hedefleriyle ilişkilidir. Wagner Grubu gibi paralı asker yapıları üzerinden kurulan temaslar, askeri ve ekonomik nüfuz arayışının bir parçasıdır.
Çin
Çin, Sudan’da özellikle enerji ve altyapı yatırımları bağlamında uzun süredir ekonomik varlık göstermektedir. Çin’in yaklaşımı daha çok ekonomik çıkarların korunmasına dayalı olup, doğrudan askeri müdahaleden ziyade istikrarın sağlanmasına yönelik diplomatik denge politikası şeklinde devam etmektedir.
Bölgesel Yayılma ve İnsani Sonuçları
Sudan’daki istikrarsızlık komşu ülkeleri de etkileme olasılığına sahiptir. Özellikle Çad ve Libya sınır hatlarında milis hareketliliği ve silah geçişleri güvenlik açısından risk oluşturmaktadır. Ayrıca Nil havzası bağlamında Etiyopya ile yaşanabilecek gerilimler de bölgesel dengeleri etkileyebilecek nedenler arasında yer almaktadır.
Bir diğer yandan çatışmalar ciddi bir insani krize yol açmıştır. Milyonlarca insan yerinden edilmiş, temel gıda ve sağlık hizmetlerine erişim büyük ölçüde azalmıştır. Altyapının tahrip olması ve ekonomik faaliyetlerin durma noktasına gelmesi ülkenin uzun vadeli istikrarını tehdit etmektedir. Yaşananlar ise tarafların uzlaşma ihtimalini azaltarak krizin büyümesine neden olmaktadır.
Sonuç
Sudan’daki iç savaş, SAF ile RSF arasındaki iktidar mücadelesi olarak görünse de, küresel ve bölgesel aktörlerin çıkarlarının yerel güçler üzerinden yürütüldüğü bir vekâlet savaşıdır. Stratejik konumu, Kızıldeniz’e erişimi ve doğal kaynak zenginliği, ülkeyi uluslararası güç rekabetinin merkezlerinden biri haline getirmiştir.
Sudan örneği, günümüzde iç savaşların artık yalnızca yerel dinamiklerle açıklanamayacağını, aksine küresel güçlerin yerel krizleri nasıl derinleştirebildiğini göstermesiyle dikkat çekicidir. Dış aktörlerin müdahaleleri çatışmanın süresini ve şiddetini artırırken kalıcı barış ihtimalini de zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Sudan’daki krizin çözümü, yalnızca iç siyasi uzlaşıya değil, aynı zamanda dış aktörlerin rekabetçi müdahalelerine de bağlıdır.
Sudem ECE ENSEL – SvS Stajyeri






