Kadın Hakları ve Evrensellik: Filistinli Kadınlar Üzerinden Bir Değerlendirme

Kadınların maruz kaldığı hak ihlallerinin değerlendirilmesinde coğrafi sınırların, siyasi ittifakların veya uluslararası güç ilişkilerinin belirleyici bir ölçüt haline gelmemesi gerekmektedir. Çünkü kadın hakları evrenseldir. Kadınların haklarının korunması konusunda ortaya konulan evrensellik ilkesi, yalnızca söylem düzeyinde değil, farklı coğrafyalarda yaşanan krizler karşısında gösterilen tutumlarda da karşılık bulmalıdır. Tam da bu noktada, kadın haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini evrensel bir mücadele alanı olarak savunan feminist hareketlerin, Filistinli kadınların karşılaştığı hak ihlallerine yönelik yaklaşımları oldukça ilginç bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle İsrail-Filistin çatışması ve Gazze’de yaşanan insani kriz üzerinden bakıldığında, evrensel olduğu ileri sürülen kadın haklarının Filistinli kadınların maruz kaldığı savaş, şiddet, tecavüzler, yerinden edilme ve diğer ihlaller karşısında ne ölçüde kapsayıcı ve tutarlı biçimde savunulduğu sorgulanmaya değer bir mesele haline gelmektedir.

Gazze’de 7 Ekim 2023’ten itibaren yaşanan savaş, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere sivil nüfus üzerinde ağır sonuçlar doğurmuştur. Savaşın ilk aylarına ilişkin veriler, hayatını kaybeden Filistinlilerin önemli bir bölümünün kadınlar ve çocuklardan oluştuğunu ve Gazze nüfusunun büyük bir kısmının yerinden edildiğini göstermektedir. Bu tablo, çatışmanın yalnızca askeri hedefler ve siyasi sonuçlar üzerinden değerlendirilemeyeceğini; kadınların ve çocukların gündelik yaşamlarını, güvenliklerini, sağlıklarını ve temel haklarını doğrudan etkileyen ciddi bir insani kriz niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.

Burada dikkat çekici olan yalnızca hayatını kaybedenlerin sayısı değil, kayıpların sivil nüfus içerisindeki dağılımıdır. Kadınların ve çocukların ölümler içerisindeki yüksek oranı, savaşın toplumsal sonuçlarının cinsiyet ve yaş bakımından da incelenmesini gerekli kılmaktadır. Aynı şekilde nüfusun büyük bölümünün yerinden edilmesi, kadınların güvenli barınma, sağlık hizmetleri, gıda, temiz su ve temel ihtiyaçlara erişimi gibi sorunları daha da ağırlaştırmaktadır. Dolayısıyla Gazze’deki kadınların yaşadığı durum, yalnızca savaşın genel insani sonuçlarından biri olarak değil, evrensel kadın hakları bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gazze’deki kadınların maruz kaldığı sorunlar yalnızca savaşın doğrudan sonuçlarıyla sınırlı kalmamakta, gözaltı ve tutukluluk süreçlerinde de farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır. İsrail’in Gazze’ye yönelik kara harekâtının başlamasından bu yana, çok sayıda kadının ve kız çocuklarının gözaltına alındığına ilişkin haberler, çatışma ortamında kadınların karşı karşıya kaldığı risklerin boyutunu göstermektedir. Gözaltına alınanlar arasında bebeklerin ve yaşlı kadınların da bulunduğunun bildirilmesi, söz konusu uygulamaların yalnızca belirli bir yaş grubunu veya belirli bir toplumsal kesimi hedefleyen bir durum olarak değerlendirilemeyeceğine işaret etmektedir. Bununla birlikte, gözaltındaki kişilerin sayısı, tutuldukları yerler ve sağlık durumları hakkında İsrail makamlarının uluslararası kamuoyu ile yeterli bilgiyi paylaşmaması, tutukluların durumlarının bağımsız biçimde takip edilmesini ve haklarının korunmasını güçleştiren önemli bir sorun oluşturmaktadır.

Bu durum, kadın haklarının korunmasının yalnızca kadınların savaş sırasında öldürülmesi veya fiziksel saldırılardan korunmasıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. Özgürlüklerinden mahrum bırakılan kadınların insan onuruna uygun muamele görmesi, sağlık durumlarının korunması, hukuki güvencelere erişebilmesi ve kötü muamele veya istismardan korunması da kadın haklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle kadınların ve kız çocuklarının gözaltı süreçlerinde maruz kaldıkları cinsel istismar ve kötü muameleler, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken ciddi bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla Filistinli kadınların yaşadığı hak ihlallerini yalnızca çatışmanın genel sonuçları üzerinden değerlendirmek yetersiz kalacaktır. Yaşama hakkından özgürlük ve güvenliğe, sağlık hakkından insan onurunun korunmasına kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alındığında, kadınların çatışma ortamlarında birden fazla hak ihlaliyle karşı karşıya kalabildiği görülmektedir. Bu durum aynı zamanda kadın haklarının evrenselliği iddiasını daha somut bir soruyla karşı karşıya bırakmaktadır: Dünyanın farklı bölgelerinde kadınların maruz kaldığı bu tür ihlaller, feminist hareketler tarafından gerçekten evrensel ve tutarlı bir insan hakları meselesi olarak ele alınmakta mıdır?

Feminizmin temel olarak kadınların hak ve özgürlüklerini savunmayı amaçlayan bir hareket olduğu iddiasından yola çıkıldığında, bu hakların coğrafyaya, dine veya siyasi kimliğe göre farklı biçimlerde ele alınmaması beklenmektedir. Ancak, hâlihazırda devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukraynalı kadınların yaşadığı ihlâller söz konusu olduğunda ortaya konulan güçlü tepkiler ile Filistinli kadınların savaş, ölüm, tecavüz, zorla yerinden edilme ve şiddet karşısındaki durumuna yönelik tepkisizlik arasında görülebilen farklılıklar, kadın haklarının savunulmasında bir tutarlılık sorunu olup olmadığını gündeme getirmektedir.

Bu farklılığın oluşmasında siyasi ve ideolojik yaklaşımların etkisi de göz ardı edilmemelidir. İsrail-Filistin meselesinin Batı ülkelerinde taşıdığı siyasi anlam, İsrail ile kurulan ilişkiler ve Müslüman toplumlara yönelik mevcut siyasi ve toplumsal algılar, kadın hakları konusundaki yaklaşımların şekillenmesinde etkili olabilmektedir. Böyle bir durumda kadınların yaşadığı hak ihlalleri yalnızca insan hakları çerçevesinde değerlendirilmemekte, olayın siyasi niteliği de verilen tepkinin biçimini etkileyebilmektedir. Bu nedenle kadın haklarının gerçekten evrensel bir ilke olarak savunulabilmesi, yalnızca belirli siyasi veya toplumsal gruplara ait kadınların değil, farklı coğrafyalarda yaşayan tüm kadınların maruz kaldığı ihlallere karşı tutarlı bir yaklaşım geliştirilmesini gerektirmektedir.

Diğer taraftan, kadınların özgürlüğünün siyasi amaçlarla kullanılabilecek bir söyleme dönüştürülmesi de ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Özellikle Batılı devletlerin başka toplumlarda kadınların özgürlüğünü ve haklarını savunma söylemini siyasi veya askerî müdahaleleri meşrulaştırmak amacıyla kullanabilmesi, “kadınları kurtarma” yaklaşımının sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Kadınların gerçekten yaşadığı baskı ve hak ihlallerinin varlığı, dışarıdan gerçekleştirilen her müdahaleyi kendiliğinden meşru hale getirmemektedir. Bu nedenle kadın haklarının savunulması ile kadınların siyasi amaçlarla bir müdahale gerekçesine dönüştürülmesi birbirinden ayrılmalıdır.

Bu çerçevede Filistinli kadınların yalnızca korunması veya kurtarılması gereken pasif mağdurlar olarak görülmesi de yeterli değildir. Filistinli kadınlar savaşın ve hak ihlallerinin mağduru olmakla birlikte, aynı zamanda kendi düşünceleri, iradeleri ve mücadeleleri bulunan toplumsal aktörlerdir. Dolayısıyla kadın haklarını savunan bir yaklaşım, kadınları yalnızca yardıma ihtiyaç duyan bireyler olarak değil, kendi yaşamları ve gelecekleri hakkında söz sahibi olan özneler olarak ele almalıdır. Kadın haklarının evrenselliği ancak kadınların kimliğine, yaşadığı coğrafyaya veya içinde bulunduğu siyasi koşullara göre değişmeyen bir tutarlılıkla savunulduğunda anlam kazanacaktır.

Esma Özge GÜZELAY– SvS Stajyeri

Kaynakçalar

UN Women – Beijing Declaration and Platform for Action

UN Women – Gender Alert: The Gendered Impact of the Crisis in Gaza

The New Arab. (2024). Israel detains 142 Palestinian women and girls in Gaza invasion.

Aldossari, M. (2024, 8 Mart). Batılı feministler Filistinli kadınların hikayelerini neden görmezden geliyor? Harici

Paylaş