The Voice Of Hind Rajab: Bir Trajediden Küresel Hafızaya

Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania’nın bu filmi 2024 yılında tamamlanmış olup, 2025 yılında Venice Film Festivali’nde ilk gösterimi gerçekleşmiştir. Filmde Hind’in ölüm hikayesi onu kurtarmaya çalışan görevlilerin bakış açısından, Hind’in gerçek ses kayıtları kullanılarak anlatılır. Belgesel formunda ilerleyen bu drama filmi yıl içerisinde birçok ödüle aday olmuş, aynı zamanda 20’den fazla da ödül almıştır.

Film 2024 yılında yaşanan gerçek bir olaya dayanır. Hind Rajab adında 5 yaşında bir kız çocuğunun Gazze’de çatışma bölgesinden kaçarken araçlarının ateş altına alınması (İsrail güçleri tarafından araçlarına tam anlamıyla 335 kurşun atılmıştır.) sonucu tüm aile üyelerini kaybeden ve araçta tek başına mahsur kalan küçük kızın etrafında şekillenir. Hind Rajab burada Filistin Kızılay’ını (PRCS) arayarak yardım istemiştir. (Bu aramanın ses kayıtları filmin işleyişinin temelidir ve olayın belgelenmiş en güçlü yönüdür. Ses kayıtları aynı zamanda kamuoyuna kanıt niteliği de taşımaktadır.)

Bölgeye 3 saatin ardından ambulans ulaştırılabilmiştir. Normalde kısa bir sürüş olması gereken yol Kızılay’ın güzergahını İsrail yetkilileriyle koordine ederek askeri birliklerden temizlemek zorunda kalmasıyla engellenmiştir ve ulaşımı 3 saat sürmüştür. Koordineyle sağlık personellerinin de öldürülmesinin engellenmesi amaçlanmıştır lakin İsrail askerleri hem sağlık personellerini hem de ambulansı tanklarla vurmuştur ve bölgeye ancak 13 gün sonra ulaşılabilmiştir.  

Hind Rajab’ın, Filistin Kızılayı (PRCS) ile gerçekleştirdiği telefon görüşmelerine ait ses kayıtlarının sosyal medya aracılığıyla hızla yayılması, küresel ölçekte güçlü bir farkındalık, duygusal ve politik tepki doğurmuştur. Kayıtlarda küçük bir çocuğun böyle bir ortamda etrafı ölü bedenlerle çevriliyken tek başına yardım istemesi korku ve çaresizlik duygularını son derece büyük bir şekilde yansıtmıştır. Hind’in telefonda defalarca “Lütfen gelin beni alın, çok korkuyorum” şeklindeki ifadeleri sadece bireysel bir trajediyi değil, aynı zamanda Gazze’de insanların maruz kaldığı insani krizin somut bir göstergesi haline gelmiştir. Bu nedenle de bu kayıtlar İsrail’in işlediği savaş suçunun kanıtları halindedir.

Ambulansın hedef alınması yalnızca durumu dramatikleştirmekle kalmamış aynı zamanda uluslararası hukuk açısından bir ihlal tartışmasını da başlatmıştır. Çünkü sağlık personelleri ve tıbbi araçların korunması savaş hukukunun en temel ilkesi olarak kabul edilirken, Hind Rajab’a ulaşmak üzere yola çıkan ambulansın koordinasyonu sağlanmış olmasına rağmen vurulması sahadaki uygulamalar ile uluslararası kurallar arasındaki uyumsuzluğu göstermektedir. Bu olaylar Birleşmiş Milletler ve bazı insan hakları kuruluşları (Amnesty International, Human Rights Watch, MSF, ICRC vb.) tarafından incelenip savaş suçu kapsamında değerlendirilmiş hatta soykırım yapıldığı tespit edilmiştir. Böylece ambulansın vurulma anına dair uydu görüntüleri ile Kızılay’ın İsrail ordusuyla yaptığı koordinasyon belgelerini birleştirerek kapsamlı raporlar yayımlanmıştır. (İDF’nin önce çelişen raporlar hazırlaması sonrasında basın bültenini kendi sitesinden silmiş olması İsrail’in medya üzerindeki hakimiyetinin bir örneğidir.) Kaouther Ben Hania ise filminde bu verileri sinema diliyle bütünleştirerek izleyiciyi tanık olarak kullanmıştır.

Film kısa sürede sinema perdelerinin ötesine çıkarak dünya üniversitelerine ve meydanlarına ulaşmayı başarmıştır. Aktif bir direnişin sembolü olmuştur. Bu sembolleşme sürecinin kırılma noktası ise New York’taki Columbia Üniversitesi öğrencilerinin okulun tarihi binası olan Hamilton Hall’u işgal ederek binanın adını gayriresmi olarak “Hind’s Hall” olarak değiştirmeleridir.

Ünlü rapçi Macklemore da bu eylemden ilham alarak aynı isimle (Hind’s Hall) bir protesto şarkısı yayımlamıştır. Şarkının geliri Filistinli mültecilere bağışlanmış ve bu parça modern protesto müziğinin en güçlü örneklerinden biri olmuştur.

Birçok Avrupa ve ABD üniversitelerinde (örneğin Sciences Po Paris ve UCLA) öğrenciler kampüs içerisinde kurdukları geçici çadır kentlere veya kütüphane bölümlerine Hind’in adını vermişlerdir. Akademisyenler de açık hava derslerini “Hind Rajab Gazze Okulu” başlığı altında işleyerek eğitimin sadece kitaplarla değil yaşanan güncel trajedilerle de bir bağı olduğunu vurgulamışlardır.

Mezuniyet törenlerindeyse Hind için boş bir sandalye bırakılması ve üzerine isminin yazılması “mezun olamayacak çocukların” temsil edildiği sessiz bir protesto biçimine dönüşmüştür.

Bazı uluslararası yardım kuruluşları ise Gazze’ye gönderilen veya sınırda bekletilen yeni ambulans ve mobil kliniklerin üzerine Hind’in ismini yazdı. Bu sağlık personelinin dokunulmazlığını hatırlatan hukuki bir sembol haline geldi.

Büyük şehirlerde, (Londra, Beyrut, Dublin vb) Hind’in 5 yaşındaki son fotoğrafı devasa duvar resimlerine dönüştürülmüş. Mahalle sakinleri de bu sokak köşelerini “Hind’in Köşesi” olarak anmıştır.

Bu isim verme eylemleri statükoya karşı bir hafıza savaşıdır. Bir binanın veya bir parkın adını değiştirmek egemen gücün unutturmak istediği bir ismi kamusal alanın tam merkezine yerleştirmektir. Kaouther Ben Hania’nın filmi bu sembollerin arkasındaki o acı dolu 335 kurşunu ve 13 günlük bekleyişi belgelerle sabitleyerek bu isimlendirmelerin sadece birer slogan değil birer hakikat arayışı olduğunu kanıtlamıştır.

Film, Hind Rajab’ın yarım kalmış hikayesini dünya hafızasına silinmeyecek bir biçimde kazımıştır. 13 gün sonra ulaşılan o parçalanmış ambulans ve Hind’in cansız bedeni filmin sonunu değil adaletsizliğe karşı bitmeyecek bir hakikat arayışının başlangıcını temsil eder. Bugün “Hind’in Salonu”ndan “Hind’in Köşesi” ne tüm bu semboller bir çocuğun acısının dünyayı değiştirebileceğini kanıtlamıştır. Film perdeden çekilse bile bıraktıkları adaletin yerini bulacağı güne kadar insanlığın kolektif bilincinde yankılanmaya devam edecektir.

Hind Rajab’ın trajedisiyle simgelenen bu insani kriz 2026 yılı itibarıyla devam etmiş İsrail’in askeri operasyonlarını genişletmesiyle bölgesel bir yıkıma dönüşmüştür. Mart 2026 verilerine göre Gazze’de %70’i kadın ve çocuk olmak üzere can kaybı 72.130’u aşmış, Batı Şeria’da 800’den fazla kişi katledilmiştir. Aynı dönemde Lübnan’da sivil ölümleri 4.047’yi geçerken İran’da artan çatışmalar sonucu 1.255 sivil hayatını kaybetmiştir. Suriye ve Yemen’de gerçekleşen hava operasyonlarında ise yüzlerce insan can vermiştir. BM ve WHO raporlarıyla belgelenen bu tablo Hind’in sesinin bugün Lübnan’dan İran’a kadar tüm coğrafyada (uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bir dönemde) sivil halkın maruz kaldığı şiddetin evrensel temsilcisi şeklinde yankılanmaya devam ettiğini göstermektedir.

Şiddetin Lübnan, İran, Suriye ve Yemen gibi komşu ülkelere yayılarak on binlerce sivilin ölümüne yol açması İsrail’in uluslararası hukuku ve insan haklarını tamamen yok saydığını açıkça kanıtlamaktadır. Masum sivillerin, çocukların ve sağlık çalışanlarının doğrudan hedef alınması bir devlet stratejisi olarak uygulanan bu yıkımın sadece bir bölgeyi değil tüm insanlık vicdanını hedef alan bir suç olduğunu göstermektedir. Modern dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu katliamlar adaletin yerini bulması için küresel bir uyanışı zorunlu hale getirmiştir.

KAYNAKÇA

“Hind Rajab’ın Sesi” (2025) İncelemesi: Sarsıcı, Yürek Parçalayan, Etkisi Uzun Süre Geçmeyen Bir Film

https://time.com/7363949/the-voice-of-hind-rajab-true-story-interview

https://www.theguardian.com/film/2025/sep/04/the-voice-of-hind-rajab-review-provocative-docufiction-is-fierce-urgent-and-heart-shattering

https://www.aa.com.tr/en/middle-east/film-on-palestinian-child-hind-rajab-killed-by-israel-receives-oscar-nomination/3808142

https://en.wikipedia.org/wiki/The_Voice_of_Hind_Rajab

https://apnews.com/article/iran-us-israel-trump-lebanon-march-27-2026-195444c54cbb7545d0a77f8ffbc0e4c0

https://www.reuters.com/world/middle-east/yemens-houthis-confirm-launching-attack-israel-first-time-current-war-2026-03-28

https://www.amnesty.org/en/location/middle-east-and-north-africa/middle-east/israel-and-the-occupied-palestinian-territory/

Sudem Ece ENSEL – SvS Stajyeri

Paylaş